Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi :

ZEYTİNİ DE SAVUN BUĞDAYI DA ARPAYI DA

ZEYTİNİ DE SAVUN BUĞDAYI DA ARPAYI DA

Sevgili okurlarım, sizlere Kazdağları’ndan Kapıdağı’na uzanan bir dayanışma mücadelesini dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Doğayı, yaşamı ve geleceği savunan dostların, ekolojik yıkım projelerine karşı her zaman söyleyeceği bir sözü var. Çok daha doğrusu, onların vatan lafla değil eylemle sevilir anlayışı ile harekete geçtiklerine tanık olmaktayız. Ekoloji mücadelesinin, çok daha geniş bir kitleye ulaşarak nasıl büyütülmesi gerektiği üzerine konuşmaların yapıldığı birçok toplantı ve panel de düzenlenmektedir.

Geçtiğimiz 26 Mart cumartesi günü, “Balıkesir’de Ekoloji-Ekonomi ve İklim Adaleti”  konulu bir panel gerçekleştirildi. Balıkesir SMMM Odası’nın ev sahipliğini yaptığı  panele, Güney Marmara Dayanışması, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve Balıkesir Çevre Platformu’nun üyeleri, Mimarlar Odası Balıkesir Şube Başkanı Betül Dikici,  Karesi ve Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Cengiz Dikici ve doğa dostu vatandaşlarımız katıldı. Balıkesir SMMM Odası Başkanı Ertuğ Aslan’ın açılış konuşmasının ardından, sırasıyla Güney Marmara Dayanışması’nı temsilen Aydın Akbal ve Nihal Güven Altınkurt, Kazdağı Doğal ve Kültürel Koruma Derneği adına Mehmet İncili ve son olarak da TÜRMOB Denetleme Kurulu Üyesi Metin Yalçın söz aldı. Daha sonra da söz almak isteyen katılımcılar, görüşlerini bildirdi.

İlk konuşmacı olarak mikrofonu eline alan sayın Akbal, buğday, arpa ve ayçiçeğin evi, köylümüzün de geçim kaynağı olan tarlaları tamamen yok edeceği öngörülen Bandırma Ağır Metal Organize Sanayi Projesi’ne dikkat çekti. Sanayileşmenin ilk başlangıçtaki ölçeğinin 48 milyon metre kare olduğunu belirtti. Daha sonra, bu ölçeğin gösterilen tepkiler üzerine 6 milyon metre kareye düşürüldüğünü ama proje içeriğin de hiçbir değişiklik olmadığının altını çizdi. Ve proje adının kamuoyuna daha şirin göstermek için birçok kez değiştirildiğine işaret etti. Marmara OSB’yi oluşturanların; İmes-İstanbul Metal Sanayiciler Organize Sanayi Bölgesi (Ümraniye-Dudullu), Dilovası İmes OSB, Marmara Ana Metal ve Makine İhtisas Marmara olduğunu anımsattı. Önümüzdeki günlerde bu proje de daha başka kimlerin yer alacağı ise koca bir muamma?

Sayın Akbal, sanayi planlaması içerisinde yer alan bölgede Sabancı, Akdeniz Kimya, Chemport gibi firmaların arazi satın aldıklarını açıkladı. Bugün de Kapıdağ Yarımdası’nda RES Enerji yatırımı adı altında devam eden ağaç kıyımı ile bölgenin erozyona teslim edildiği uyarısında bulundu. Müsilaj konusunda ise özde değil sözde bir temizlik çalışmasının gerçekleştiğini söyledi. Marmara’nın baş kirleticilerinden biri olan sanayiye, hiç dokunulmadığı zaten ortada değil mi sevgili okurlarım? Müsilaj konusunda gerçekten samimi olunsaydı, Bandırma Ağır Metal OSB Planı sadece plan olmakla kalırdı.

Sevgili okurlarım, bütün Marmara Bölgesi’ni etkileyecek olan ve geriye dönüşü olmayan birçok tahribatı da beraberinde getiren Ağır Metal Organize Sanayi Projesi’ne, sosyal belediyecilik anlayışı ile halka hizmet verdiğini iddia eden Bandırma ve Erdek Belediyesi’nin karşı olmadığını görmek oldukça üzücü. Belediyeler gibi bu her iki ilçemizdeki diğer pek çok kurum ve kuruluş da doğa ananın ve tarihin affetmeyeceği bir sessizliğe bürünmüş durumda. Acaba belediyelere imar rantı, doğayı ve yaşam alanlarımızı savunmaktan daha mı tatlı geliyor? Bu sorunun yanıtı ile sizleri baş başa bırakıyorum. Onların hem düşündüren hem de tedirgin eden bu suskunluğunun takdirini de vicdanlarınıza…

Yine Güney Marmara Dayanışması adına söz alan sevgili Nihal hanım , bir arı üreticisi. Ve kendisi Bandırma Ağır Metal Organize Sanayi Projesi tamamlandığı zaman, kendisinin organik sertifikalı balı üretmesinin imkânsız olduğunu söyledi. Bu sözü beni oldukça derinden etkiledi. Aslında bu acı gerçeği bilince insan, söyleyecek başka bir şey bulamıyor. Sizlerin de bildiği üzere,  arılar ölürse hayat durur. Arıların yaşamsal önemini birçok doğa derneği, bilim insanı, kurum ve kuruluş anlatıyor. Ama Bandırma’yı Dilovası’na çevirmek ve Balıkesir/Çanakkale Çevre Düzenleme Planı’nı hayata geçirmek isteyenler yeterince anlayamamış olacak ki; bu ölümcül projeleri bize kabul ettirmek istiyorlar.

Sevgili okurlarım, eğer OSB’ye hep birlikte dur demezsek ortada ne tarihi Kapıdağ Yarımadası kalacak ne de bu coğrafyanın eşsiz doğal ve tarihi güzellikleri. Düşünseniz Erdek’in tarihi MÖ 5400 yıllarına uzanıyor. Kyzikos ve Daskyleon Antik Kenti, Hadrian Tapınağı, Kirazlı Manastırı, şelaleler, ormanları,  endemik bitkileri, mor soğanı ve kestane balı gibi nice nice güzellikler… Her birinin varlığını sürdüğü eko sistemin yok edilmek istenmesi hangi akla, hangi mantığa, hangi vicdana sığar ki?

Nihal hanım, Gönen Çayı ve Misakça Sulak Alanı Deltası hakkında bazı bilgiler de sundu. Misakça Sulak Alanı Deltası, 2016 yılında Ulusal Önerme Haiz Alanı olarak tescil edildiği halde, burada karides çiftlikleri ve iplik fabrikası kurulmak isteniyor. 2020 verilerine göre buğdayda Türkiye verim ortalaması 296 kg. Arpa da ise 268 kg. Bandırma Beyköy ve Bezirci köylerinde kuru şartlarda yani sulanmayan arazide, 2020 yılında ortalama buğday verimi 607, arpa verimi 620 kg. Son üç yılın ortalaması buğdayda 520 kg., arpada ise 550 kg. 3 sene kuraklık nedeniyle verim buğdayda 400 kg.’a, arpada 450 kg.’a düştü. 6. sınıf olduğu söylenen kuru tarım arazilerinde ülke ortalamasının iki katı mahsul alınmaktadır.

Gelelim Bandırma’ya taşınacağı söylenen Dilovası Organize Sanayi Bölgesi’ne ve Bandırma Ağır Metal OSB Planı’na… Dilovası OSB toplam alanı 8.220.000 metrekare. Bandırma’ya yapılmak istenen Ağır Metal OSB tarım alanlarını alan sanayiciler ve genişleme sahası göz önünde bulundurulduğunda 40.000.000 metrekare…  Bandırma, Dilovası’ndan 4,8 katından fazla bir alan. Dilovası OSB’de toplam 229 adet firma bulunuyor. Bandırma Ağır Metal OSB’de  şuan web sitelerinde 22 firma yer alıyor. Ama asıl toplamda kaç firmanın yer alacağını bizler bilemiyoruz.

Dilovası OSB’nin neden olduğu ve Bandırma’yı bekleyen olumsuz veriler ise şöyle; 2017 yılında dünyada kanserden ölenlerin oranı toplam nüfusa göre %12,5, ülkemizde bu oran %12,9, Dilovası’nda ise %33,7. Dilovası’nda akciğer kanserine yakalanma oranı 2,4 kat daha fazla. Peki ya Bandırma, Erdek, Gönen, Manyas, Susurluk ve Marmara’nın diğer köşeleri? “Bu ölümcül tablo, bölgemizde asla oluşmayacaktır, buna izin vermeyiz.” demek neden bu kadar zor? Nedir bütün yetkilileri bu projeye karşı, üç maymunu oynamaya mahkûm eden sebepler? Bütün bunların nedenini bilmek hepimizin hakkıdır. Her birimiz,  demokrasiye olan inancımızla, yaşanabilir bir gelecek için sandıklara gidip oy kullanıyoruz. Halkın yöneticileri ise, doğa talanını yıllardır gerçekleştiren mevcut iktidardan hiçbir farkı olamayan tavır ve tutum içerisindeler.  Bu anlayış, bir ağaç kesilmesin diye köşkü yürüten Atatürk’ün partisini temsil eder mi, diye de soruyorum kendi kendime.

Onuncu kuruluş yıl dönümünü kutlayan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet bey, önce derneği tanıttı. Daha sonra derneğin vermiş olduğu mücadeleden dolayı özellikle Akçay Sulak Alanı’nı koruduğu için sanki cezalandırılmak istendiğini söyledi. Derneğin geçtiğimiz aylarda almış olduğu para cezasının, başka hiçbir açıklamasının olmadığı düşüncesini bizlerle paylaştı. Kendisine hak vermemek elde değil. Çünkü derneğin Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanılan depremden sonra bölgeye yapmış olduğu yardımlar, bugün ceza nedeni olarak gösterildi.

Sayın İncili,  diğer çevre ve doğa dernekleri, platformları ve yöre halkıyla birlikte yürütmüş oldukları mücadeleye konu olan yıkım projelerini de anlattı. Bunların bazılarına örnek verecek olursak: Alamos Gold firmasına ait metal madencilik projeleri; Çanakkale’de Ağı Dağı, Çamyurt, Kirazlı (durduruldu.) Tümad imzalı yıkım projeleri; Çanakkale’nin Lapseki, Balıkesir’in İvrindi ilçesinde başladı. Truva Bakır; Muratlar, Etili. Newmont ve Teck Resources; Terziler-Yeşilköy. Chesser; Byaramiç, Kuşçayırı-Lapseki-Kocabaşlar. Eczacıbaşı; Kocabaşlar (altın), Balya (kurşun). Koza; Çanakkale Dondurma-Terziler, Serçiler. Balıkesir’de Yaylacık-Kubaşlar-Havran. Çoraklıtepe-Gökmusa Balya. Cengiz Holding Halilağa (bilirkişi olmaz dedi). Zenit; Balıkesir-Sındırgı-Kızıltepe (başladı). Bahar Madencilik; Havran-Demirtepe-Halılar-Büyükşapçı, Balya-Orhanlar. Aksu Madencilik Havran’ın Eğmir Köyü’nde başladı. Pumice Çannakale Kısacık’da,  Demir Export İvrindi ilçemizin Korucaoluk Köyü’nde, CVK Madencilik de Karaaydın’da başladı. İvrindi Sarıalan projesine dair hukuki süreç devam etmektedir. Ve yüzlerce arama ruhsatı…

Sevgili okurlarım, bu projeler gibi HES, RES ve JES projelerinin varlığı da ne yazık ki bölgemizi tehdit etmektedir. Mehmet bey, bu projelere de değindi. Ama ben sizlere hepsini aktaramayacağım. Sizlerden ricam, lütfen bu konuları araştırın. Yaşadığınız bölgedeki çevre ve doğa oluşumlarına katılın. Yaşam alanlarınıza ve geleceğinize sahip çıkın. Bu tür panellere katılıp bilgi sahibi olun. Düşüncelerinizi korkusuzca ifade edin. Demokrasiyi, hak ve adaleti hiçbir çıkar gözetmeden savunun. Kuzey Ege’de zeytinleri nasıl savunuyorsanız, Güney Marmara’da buğdayı da arpayı da öyle savunun. Kaldı ki Erdek bir zeytin cenneti de… Söz konusu olan zeytin yönetmeliği iptal edilmiş olsa bile, eğer Bandırma Ağır Metal OSB’den vaz geçilmezse Erdek’te, Edincik’te zeytin ağaçları için tehlike çanları çalmaya devam etmiş olacak.

TÜRMOB Denetleme Kurulu Üyesi Metin Yalçın da salondaki herkesin büyük bir ilgiyle dinlediği sunumu ile çevre mücadelesine bambaşka bir boyut getirdi. Doğayı ekonomi ile buluşturdu. Ekoloji cephesine pek çok sektörü de kazandırma amacıyla bugüne dek masaya yatırılmayan konulardan bahsetti. Ve ekolojide olduğu gibi ekonomide de tekelci bir yapı değil çokelci bir yapı olması gerektiğini anlattı. “Ekoloji tabiatın, ekonomi hayatın şarkısıdır. Tabiatın şarkısının güftesi olmadan, hayatın şarkısı bestelenemez. ” dedi.

Sözlerine “Ekolojik bilinçle ekonomik bilinç ortak alanlarına sahip çıkmalıdır. Nihayetinde insanı yitiren her şeyi yitirir.” şeklinde devam eden Yalçın, bazı sorular da sordu. Yoksul ülkelerde altyapının, ekonomik refahın artışını sağlamak dezavantajlı grupların iklim değişikliğinden etkilenme oranını azaltır mı? Peki, ekonomik gelişme, karbon emisyonlarında yükselişe neden olmaz mı? Ekonomik olarak gelişirken kirletmenin önüne nasıl geçeriz?

Sevgili okurlarım, en başta da belirtiğim üzere Metin beyin konuşması, başından sonuna kadar çevre mücadelesine yeni bir soluk sağlayacak yöndeydi. O günkü panele katılan bizlere, yeni bir ufuk açan Metin beye ve diğer bütün konuşmacılara çok teşekkür ediyorum. Her biri sayesinde bilgi heybemiz zenginleşti. Mücadele gücümüz ve gelecek güzel günlere olan inancımız arttı. Sağ olun, var olun dostlar. Doğa, yaşam ve gelecek adına iyi ki varsınız. Ve son olarak diyorum ki; Kazdağları da Madra Dağı da Kapıdağ da hepimizin… Bin yaşasın mücadelemiz…

Kaynak : Çiğdem ÇİMEN

YORUM YAP