Yayınlanma Tarihi :

ŞAP HASTALIĞI VE SAT2 VARYANTI HAKKINDA BİLGİLENDİRME

ŞAP HASTALIĞI VE SAT2 VARYANTI HAKKINDA BİLGİLENDİRME

Halk arasında “Dabak” hastalığı olarak bilinen Şap hastalığı, oldukça bulaşıcı bir karaktere sahip, hayvan varlığı açısından ciddi kayıplar oluşturduğu gibi ekonomik boyutuyla da büyük zararlara sebep olabilen, ülkemiz ve ilimizde de dönem dönem görülen bir hastalıktır. 5996 Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununa göre de İhbarı Mecbur Hastalıklar kapsamında değerlendirmeye alınan viral bir hastalıktır.

Hastalık, yüksek ateş ile seyretmekte olup  genç hayvanlarda ölümlere sebebiyet verirken, 1 yaş ve üzeri hayvanlarda ise tırnak, meme, ağız, dudak ve dilde doku kayıplarına neden olmaktadır.

Şap hastalığını bu denli tehlikeli ve mücadelesi zor hale getiren sebeplerin en başında şap virüsünün çok fazla tipi ve alt tipi olması bunların arasında da çapraz bağışıklığın olmaması gelmektedir. Bunun yanında virüsün sürekli yapısını değiştirmesi nedeniyle (mutasyona uğrama) sürekli yeni virüs tiplerinin gelişmesi hastalık ile mücadelenin önündeki en büyük engeldir. Tarım ve Orman Bakanlığımızın yapmış olduğu basın açıklamaları ve diğer bilgilendirmeler ışığında işletmelerde yeni tespit edilen şap hastalığının Ülkemizde daha önce görülmeyen  yeni bir serotipinin söz konusu olduğu, 8 farklı mihrakın mevcut olduğu, elimizdeki hali hazırda uygulanan şap aşısı içerisinde bu serotipin olmadığı, Bakanlığımıza bağlı Şap Enstitüsü ile Pendik Veteriner Araştırma Enstitüsünde  yeni görülen bu varyanta karşı aşı üretimine başlandığı bildirilmektedir. Hastalığın yayılmasını önleyici tedbirler alınmış olup, kesim, ithalat ve ihracat amaçlı yapılan sevkler dışında hastalığa duyarlı tüm hayvanların hareketleri il içi ve il dışı olmak üzere aşılama bitimine kadar durdurulmuştur.

Şap hastalığında oluşan klinik belirtiler hayvanın türüne, alınan virüs suşuna ve miktarına, enfeksiyon yoluna, hayvanda mevcut bağışıklık seviyesine ve hayvanın genel sağlık durumuna bağlı olarak değişiklik gösterir.

Şap virüsü çevre şartlarına da oldukça dayanıklı olup yapağıda 24 gün, sığır derisinde 4 hafta, samanda 15 hafta, kepekte 20 hafta, toprakta 4 hafta, dondurulmuş ette 1 yıl süreyle enfeksiyözitesini (hastalık yapma yeteneğini) koruyabilmektedir.

Virüsün sıcağa karşı dayanıksız olması hastalığın kış aylarında ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Hastalık büyükbaş hayvanlarda ateş, iştahsızlık ve hayvanda kontrolsüz salya akışı ile ilk olarak kendini belli eder. Daha sonrasında 24 saat içinde diş etleri, dil, meme bölgesi, tırnak araları, ağız ve burun bölgesinde içi su dolu keseciklerin (vezikül) oluşup kısa zaman içinde bu veziküllerin patlayıp bulunduğu organlarda doku kayıplarına neden olmasıyla hastalık belirtileri pik seviyeye ulaşır. Dildeki yaralar kısa zamanda iyileşmez. Enfeksiyonun şiddeti bazen o kadar kuvvetlidir ki bazı hayvanlarda tırnak ve meme dokusunun normal dokulardan ayrılarak vücuttan kopmasıyla sonuçlanır. Hastalığın hayvanlarda yarattığı bu tip durumlar nedeniyle de işletmelerde büyük ekonomik kayıplara sebep olmaktadır. Hastalık hasta hayvanların ağız salya akıntısı, idrar ve dışkıları, sütü, veziküllerin patlaması sonucu ortaya çıkan sıvıların etrafa yayılması, hastalığı taşıyan diğer hayvanlar, hastalık bulaşmış alet ve ekipmanlar hastalığın salgın hale gelmesinde önemli rol oynar.

Koyun ve keçilerde hastalık daha hafif seyirlidir. Hastalık koyunlarda genellikle topallık ile karakterizedir ve topallık süreklilik gösterir. Ağızdaki lezyonlar sığırlardaki lezyonlardan daha küçük ve daha kısa sürelidir. Genellikle hastalığın yol açtığı ekonomik kayıplar sığırlarınkinden daha düşüktür ve klinik bulgular ancak dikkatli bir gözlemle belirlenir. İnsanlara da bulaşma özelliği (zayıf bir oranda olsa) olan şap hastalığının insandaki belirtileri ise el ve kollarda aft – veziküllerin oluşmasıdır.

Şap hastalığında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta hastalıkla mücadele değil hastalıktan korunma odaklı bir koruyucu hekimlik uygulaması stratejisi belirlenmesidir.

Hastalığın mücadelesi ve korunmasında ki stratejik yaklaşım şu şekilde olmalıdır: Kesim, aşılama ve karantinadır.

Hastalığa yakalanmış ve hasta hayvanlarla temas etmiş hayvanları hastalığın mihrak noktasını yok etme amaçlı olarak kesime sevki kesin çözüm olarak gözükse de ülkemiz sosyo-ekonomik şartlarında pek uygulanabilirliği olduğu söylenemez.

Karantina ise mihrak noktasından belirli bir çaptaki bölgeden bütün hayvan giriş ve çıkışlarını yasaklayarak uygulanan korunma ve mücadele yöntemidir. Karantina bölgesinden sadece mezbahalara kesim için hayvan çıkışına izin verilmektedir.

Aşılama ise hem korunma hem de mihrak bölgesindeki hayvanların iyileşme ve hastalığa karşı dayanıklılığı artırma amaçlı başvurulan en etkili korunma ve mücadele yöntemidir.

Hastalığa karşı aşılamalar Tarım ve Orman Bakanlığının  il ve ilçe teşkilatları tarafından yılda 2 kez olmak suretiyle zorunlu aşılama kapsamında uygulanmaktadır.

İlerleyen zaman içerisinde bölgemize dışarıdan getirilecek hayvanların sevklerinden en az 3 hafta önce aşılarının yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi, yetiştiricilerin hastalık hakkında bilgilendirilmesi, yetiştiricilerimizin işletmelerine ziyaretçi kabul etmemesi, dezenfeksiyon ve sanitasyon kurallarına uygun hareket edilmesi, işletmelere araç giriş-çıkışlarında  dezenfeksiyon kurallarının uygulanması, iş ve normal kıyafetlerin ayrı olması, mihrak bölgelerinden yem hammaddesi, saman ,yonca vs. alınmaması ve enfekte meralara hayvanların salınmaması önem arz etmektedir.

Ayrıca hastalık çıktıktan sonra en kısa zamanda gerekli kurumlara haber verilerek hasta hayvanların sağlamlardan ayrılıp bağımsız bölmelerde karantinaya alınması, bu bölgelerin dezenfeksiyonun yapılması, altlık ve kullanılan malzemelerin ayrılarak yakılması, hastalıklı veya sağlam hayvan ayrımı gözetmeksizin bütün hayvanların aşılanması, ölen hayvan varsa derin açılmış kireçli çukurlarda hayvanların yakılarak gömülmesi yetkili kişiler ve yetiştiriciler tarafından uyumlu bir şekilde planlanması gerekmektedir.

Aynı zamanda  son dönemde  yaşanan Corona Virüs ve diğer zoonoz hastalıkların kontrolünde meslekler ve kurumlar arası koordinasyonun önemi bir kez daha görülmüş olup zoonotik hastalıklar başta olmak üzere diğer hayvan hastalıklarıyla da daha etkin mücadele için, yeni bir organizasyon ve bakış açısıyla beraber,  bağımsız  bir yapılanma içerisinde Veteriner İşleri Genel Müdürlüğünün kurulması gerekmektedir.

Kaynak : Hüdayi Tanrikulu

YORUM YAP