DOLAR 32,2448 % 0.11
EURO 35,0074 % -0.01
STERLIN 41,3701 % 0.01
FRANG 35,7046 % 0.11
ALTIN 2.427,65 % 0,11
BITCOIN 68.507,25 1.387
Yayınlanma Tarihi :

SANAT  HAYATI  DEĞİŞTİRİYOR 

SANAT  HAYATI  DEĞİŞTİRİYOR 

Gökyokuş’tan sola dön 

Aydurağı’na gelince 

dağlara bak dağlara 

mavi nehri göreceksin 

 

Taşların buğusunu 

inceden sür yüreğine 

saçlarını tarazla 

boncuk gözlü akşamın 

 

Bir karınca türküsüdür 

ulu orta yaşamak 

kıyısına iliştiğin hayattan 

yapayalnız ineceksin 

 

Ömrünün aşkca özeti 

üç beş kalem beş on defter 

boğulmadan geçtiğin 

sellerin hikâyesidir 

 

Gökyokuştu ömrün senin 

suların tıpırtısında 

al ibrişim bir kozada 

mekânı belirsiz adres 

 

Kendinle yarıştığın 

o kavga bitiyor artık 

güz otlarına yatır başını 

aşk gömleğini değiştireceksin 

                                      -Karıncanın Türküsü-  

(Şehir Dergisi;Ocak 2009) 

Binlerce yıl önce mağarasının duvarlarını resimlerle süsleyen insan, galerilerde resim sergileri açıyor bugün. Sanatçı, her ne kadar içinde bulunduğu zamana ve mekânların kuşatıcılığına itibar etmeden yazıp söylese de, bir yerlerinden yine de bağlıdır zamana ve yaşadığı mekânlara. Binlerce yılın ötesinden günümüze gelinceye dek ortaya konan sanatsal ürünlerin insanın duygu ve düşüncelerinde incelikten yana değişimlere neden olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu bağlamda, söz konusu edilen sanatın bir misyonu içerip içermediği değildir; bir resmin, şiirin, roman veya diğerlerinin yaratım anlarında sanatçının böylesine kaygılarından söz edilemez. 

 Bir sanat ürünü kimilerini biraz daha insan yaparken, bir kaç diplomalı kimileriniyse hiç etkilemiyor galiba ! İkibinli yılların içindeki savaşlarını, sömürü çarklarını göz önüne getirdiğimizde böylesine bir gerçek çıkıyor karşımıza. Bunun nedenini şöyle açıklıyor Gottfrıed Benn: 

“Toplumsal hareketler oldum bittim varolan bir şeydir. Yoksulların hep yükselmededir gözü, zenginler ise alçalmak istemezler. Mısır’ın ‘günlük’ ticaretini tekeline aldığından, Babil bankerlerinin yüzde yirmi faizle sarraflığa başladığından bu yana korkunç bir dünya, kapitalist bir dünya. Asya’daki, Akdeniz çevresindeki eski uluslarda almış yürümüş bir kapitalizm.. Erguvani boya tacirleri tröstü, gemiciler tröstü, ithalat-ihracat, hububat spekülasyonu, sigorta ortaklıkları ve sigorta dolandırıcılıkları, Taylor metoduyla çalışan fabrikalar; biri keser deriyi, öbürü ceketleri diker; mesken vurgunculukları, ortaklarının askerlik hizmeti dışında tutuldukları, savaş malzemesi satan ortaklıklar, korkunç bir dünya, kapitalist bir dünya…İşte Kyrene tabakhanelerinde başkaldıran Helot sürüleri, işte Romalılar zamanındaki köle savaşları; yoksulların yükselmededir gözü, zenginlerse alçalmak istemezler; korkunç bir dünya, ama üç bin yıldır süregelen bir olay karşısında bütün bu saydıklarımızın ne iyi, ne de kötü şeyler olmadığı, sadece görüngüsel bir karakter taşıdığı düşüncesine varılabilir herhalde. Şimdi kalkıp da insanlığın yoksul bölümünü, toptan daha iyi bir hayat düzeyine kavuşabileceğini söyleyerek aldatmanın şuncacık akla uygun bir yanı var mı?”-(Tercüme Dergisi,sy.85,1966,Çev.K.Şipal) 

Egemen güçler sömürü adına yeni yeni metodlar icat edip, yaptıkları andlaşmalarla coğrafi sınırları da kaldırıyorlar kendi aralarında. Sıradan halka kutsallık, kahramanlık, vefa vb. olguları dayatarak içinde debelenip durdukları, asla dışa açılmasına izin vermedikleri çemberler oluşturuyorlar. İşin acı yanı, sanatsal yaratılar bu çemberin içinde oluşuyor. Geçmişte olduğu gibi güce tapınan, ondan beslenen ve onun bayraktarlığını yapanların varlığı can yakıyor. Bunların ‘biricik’ olarak ilân edilmesi, kimilerinin başını döndürüyor olacak ki sayıları her geçen gün biraz daha artıyor. Bu durum, Gottfrıed Benn’in söylediklerinin dünya durdukça, insan var oldukça devam edeceğini düşündürüyor ama mağarasından savrulup bugüne gelen insanın yaratılarındaki aklın izini gördükçe, duygu ve düşünce bağlamında daha da incelip, payına düşenden gayrısına el uzatmayacağı günlerin geleceğine inanıyorum. Birbirine yakın yuvalar yaptıkları halde kardeşçe yaşayan kuşları, aynı harmandan yem taşıyan karıncaların türküsünü, bir bahçenin çiçeklerinden bal toplayan arıların uçuşlarındaki neşeyi, aynı otlağı paylaşan koyun keçi ve daha bir çok hayvanın kavgasız gürültüsüz geçen günlerini gördükçe, tanrısal yaratımlara sahip olduğuna inanılan insan kini, kıskançlığı, sömürüyü er geç unutacaktır. Belki aşırı iyimser bir düşünce benimki ama bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum. 

 Sanatsal ürünlerin hiçbirine yüz vermeyen, bunlardan haz almayan kişi ya da kişiler kendinden başkasını düşünür mü acaba? Yani şu incelik dediğimiz olgudan nasiplenmeyenin nasıl bir yapı olduğunu az çok hepimiz biliyoruz. Böylelerinin ben merkezli düşüncesi,yukarda sözünü ettiğim çemberin içerisinde, kendi çıkarları etrafında dönüp duruyor. Böylesi tiplere yazarlar, şairler vb. arasında da rastlanmıyor mu? İnceliğe giden yolun kılavuzları olarak gördüğüm böyleleri için Aziz Nesin’in tanımlamasını okumanın tam zamanıdır: 

“Aydınlar döneklik, kaypaklık eder de, işçiler etmez mi, etmemiş midir? Ancak, halkın-kötü olması değil-kötülük yapmasının sayılamayacak kertede nedenleri, gerekçeleri vardır: Eğitilmemiştir, öğretilmemiştir, bilisiz bırakılmıştır, koşullandırılmıştır, aldatılmıştır, sömürülmüştür vb. Ya aydınların kötü olmaları, kötülük yapmaları için gerekçeleri ne? Hiçbir şey yapmamış olmak da, yapılabileceklerin en kötüsüdür. İşte aydının sorumu da, suçu da burada: Halka olan borcunu ödememek…” 

Kaynak : Bulent GULDAL

YORUM YAP