DOLAR31,0708% 0.17
EURO33,6790% -0.05
STERLIN39,4560% 0.03
FRANG35,2677% 0.06
ALTIN2.032,57% 0,77
BITCOIN1.622.0390.828

O “BÜYÜK SUİKAST !” KÖY ENSTİTÜLERİ

Yayınlanma Tarihi :
O “BÜYÜK SUİKAST !” KÖY ENSTİTÜLERİ

“Dünya İkinci Paylaşım Savaşı” sonlarıdır.

Bir tarafta ABD’nin, diğer tarafta da Sovyetler Birliği’nin başı çektiği iki kutuplu dünyanın oluşmaya başladığı yıllardır.

NATO’nun da kuruluş hazırlıkları yapılmaya başlanır.

Türkiye, Amerika’nın başını çektiği Batı İttifakı’na yanaşır.

ABD, 1947’de Truman Doktrini ile Türkiye’ye yapacağı sözde “yardımlara” karşılık, başka ağır taleplerinin yanı sıra, Köy Enstitüleri’nin de kapatılmasını doğrudan ister.

Çünkü Köy Enstitüleri ile gelişecek olan üretken bir toplum ve bağımsızlıkçı bir Türkiye, ABD’nin amaçlarına hiç uygun değildir.

Böylece, 1946 yılından başlayarak, bizzat kurucuları tarafından gözden çıkarılarak, yavaş yavaş zayıflatılan Köy Enstitüleri’nin, 1950’ye doğru giderek hem altı hem de içi iyice boşaltılır.

1946’da, önce enstitülerin iki mimarı, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile birlikte İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç uzaklaştırılır.

Tonguç baba, bir ortaokula resim-iş öğretmenliğine yollanır.

Köy Enstitüleri’ne karşı olduğu bilinen Şemsettin Günaltay başbakan, Şemsettin Sirer de milli eğitim bakanı yapılır.

İki “Şemsettin” tarafından “vidaları gevşetilerek” gereği yapılır.

Enstitülerin etkili kadroları görevden alınır ve dağıtılır.

İşte bu noktada “öz eleştirel” bir tutum kaçınılmazdır!

14 Mayıs 1950’de ABD destekli Demokrat Parti, iktidarı devralır.

NATO’ya giriş ve üyelik anlaşması imzalanır; Kore’ye asker yollanır.

1954 yılında da Demokrat Parti iktidarı tarafından Köy Enstitüleri’nin tabutuna son çivileri çakılır ve temelli kapatılır.

Çağdaş Cumhuriyet hedefini tam 12’den vuran, ülkemizi de o günlerden alıp, bugünlere savuran, işte o “büyük suikast” tir!

O gün bugündür Atatürk Cumhuriyeti, bağımsızlığından, laik-çağdaş demokrasi damarından, ulusal kalkınmasından ve ulusal birliğinden, bütünlüğünden, bilimsel eğitiminden, toplumsal gelişiminden ve de çağdaş uygarlık hedefinden ne çok kayıplar verdi, neler neler yitirdi?

Adeta ve sanki her şeyiyle ipotek edildi!

İnsan düşündükçe, bütün olanı biteni, o günleri, bugünleri, gafleti, dalaleti, hatta hıyaneti; elbette suçlamalı hem kendini ve hem de herkesi…

İğneyi kendine, çuvaldızı ötekine batırıp, özeleştiri de verilmeli!

Sonraları “Toprak Reformu” olarak adlandırılan ve Atatürk’ün de mutlaka gerçekleştirmeyi amaçladığı “Çiftçiyi Topraklandırma Yasası” ile birlikte ve eşzamanlı olarak kurmayı düşündüğü Köy Enstitüleri, hastalığının başlaması ile geriye kalır.

Hatta Atatürk, son kez katıldığı 1937 Yasama Yılı açılışında “Çiftçiyi Topraklandırma Yasası’nın hemen çıkarılması için adeta yalvarır.

Toprak ağalığı düzenini yıkıp, yoksul köylüyü topraklandırarak modern üretimi bütün ülkeye yayacak olan bu reform, Atatürk’e göre ülkenin kalkınması ve çağdaş toplum için yaşamsaldır.

Çok sağ partili döneme geçilince, 1946 seçimlerine giderken, Çiftçiyi Topraklandırma Yasası’na karşı, CHP içinden Bayar ve Menderes’in başını çektiği bir grup milletvekili ayrılır ve Demokrat Parti’yi kurar.

Köy Enstitüleri’ne de şiddetle karşıdırlar ve 1950’de iktidarı devralırlar.

Toprak ağaları, dış destekli komprador sermayedar ve dinci gerici siyasi ittifakları ile birlikte hem

Çiftçiyi Topraklandırma Yasası’nın, hem de zaten suyu çoktan ısınmış olan Köy Enstitüleri’nin de tam olarak canına okurlar.

Cumhuriyet kurulduğunda, ülkede okur-yazar oranı yüzde beşi bile bulmaz.

Nüfusun yüzde seksen beşi köylerde ve ağaların, şeyhlerin, şıhların kontrolünde, üretimden uzak ve kara cehalet içinde yaşar.

İşte bunun için Atatürk, Köy Enstitüleri’nin düşünsel temelini kurar.

Bu nedenle ve buna bağlı olarak, Atatürk’ten hemen sonra İnönü ile birlikte milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel ve eğitimci İsmail Hakkı Tonguç beraberliğinde, 17 Nisan 1940’a gelindiğinde, 21 Köy Enstitüsü açılır.

Köylerden gelip, “iş için, iş içinde, yaparak eğitim” ilkesiyle eğitilen öğretmenler, görevli olarak yeniden köylerine dönerler.

Bozkırda, o muazzam eğitim mucizesine girişirler.

Köy Enstitüleri’nde hem bilim-sanat-düşünme, hem de modern ziraat ve modern zanaat öğrettiler.

Köylerinde görevlendirilen öğretmenler, öğrenciler ve köylülerle, seferberlik içinde, birlikte öğrendiler, birlikte ürettiler.

Köy Enstitülüleri, bozkırın bağrında, Türkiye’nin aydınlık geleceği içindiler.

Ülkenin 21 noktasından yayılan birer ışık kaynağı idiler.

Karartılmasaydılar, ülkemizin bugünleri için de ışık saçan birer meşaleydiler.

Modern ve mutlu Türkiye yaratmanın ve demokratik geleceğinin, çağdaş toplum ve çağdaş cumhuriyetin, özgürlükçü demokrasinin büyüleyici, özgün ve örnek, muazzam projesi olan Köy Enstitüleri’ne o günlerde vurulan büyük darbe, Cumhuriyetin uğradığı ilk ve en büyük “ulusal-toplumsal suikast”tir!

Bu büyük suikastle, bozkırda yarım bırakılmış olan bu muhteşem ve eşsiz aydınlanma mucizesini ve o unutulmaz, muhteşem öncülerini şükran, vefa ve kıvançla anıyoruz.

İdeallerinde yaşasınlar.

Köy Enstitüleri’yle başlayan o büyük suikast, o gün bugündür süren ve sürmekte olan nicelerinin de anası oldu!

Tetikçileri değişse de azmettiricileri aynı kaldı!

YORUM YAP