20° Parçalı bulutlu
  • EURO 6.81
  • DOLAR 6.10

 “KÖYLÜMÜZÜN OCAĞI TÜTMEZSE, FABRİKANIN BACASI SÖNER” (5)

Yazarlar - 4 Mart 2019 00:50 A A

1923’te cumhuriyet kurulmuş olması o zaman Anadolu’da ki köylü için çok önemli değildi. Bir yazarımızın deyişi ile o yıllarda köye ha Mustafa Kemal’in askerleri girmiş, ha işgal güçlerinin askeri girmiş fark etmezdi. Yaşam o kadar güçtü ki köyde ve köylüler o kadar çaresizdi ki! Zaten Kurtuluş savaşında işgal kuvvetlerinin askerleri girdiği kentlerde namusuna göz dikmesiydi belki de Kurtuluş savaşı dahi başarıya ulaşamazdı.

Yüce önder Anadolu’ya ayak bastığında yanında çil çil altınlar değil erzak torbasında 20 yumurta, 1 okka peynir ve sadece 20 ekmeği vardı.

Anadolu’yu dolaşırken köylünün çaresizliğini bizzat gözlemlemişti. O nedenle kurduğu cumhuriyetin yaşayabilmesi ancak cumhuriyet yurttaşının çoğalmasına bağlıydı. Bu çoğalma nasıl olacaktı sorusunun yanıtı çok ise önemliydi. Bunun yanıtı 1928’te yapılan Latin harflerinden oluşan alfabe devriminde yatar. Bundan sonra ki süreç ise müthiş bir tempodur. Her dönem devlet yapısında var olan tuzu kuruların yaşantı tarzı, toplum genelinde önemli ve belirleyici olur. Bir yanda mücadele edenler, bir yanda yokluk içinde kırılanlar ve yine bir yanda tuzu kuru olup zevk ve sefa içinde yaşayanlar.. O zaman ki süreçte yeni kurulan devlet, Anadolu’da nasıl algılanmaktadır. O’nu da usta bir yazarın kaleminden okuyarak anlamaya çalışalım:

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, “YABAN” ın ikinci basılışına yazdığı önsözü şu kelimelerle bitirir: YABAN, ÇÖLDE BİR FERYATTIR!..

Yazarın diğer kitabı “PANORAMA”DA da bu feryat devam etmektedir. “YABAN”IN ifade ettiği asil manayı, o zamanlar kavrayamayan aydınlar bugün artık olgunlaşmış bulunuyorlar ve acı gerçekleri daha iyi görebiliyorlar. Yazar, “YABAN”I inkar eden o neslin çocuklarına hitaben “PANORAMA”YI yazıyor.. Kitaptan iki bölüm…

“Yıllar yılıdır, geceli gündüzlü durduğumuz “inkilap” kelimesinin daha “i” harfi bile buraya aksedememiş. Kabahat kimde? Bu halkta mı? Hayır, bin kere hayır: kabahat bir inkilabın plansız, teşkilatsız ve tekniksiz yapılabileceği hayaline kapılanlardadır. İki üç maddelik kanun, valiye, polise, jandarmaya birer emir… her şeyi olmuş bitmiş farz ediyoruz: bu kanunların, bu emirlerin-kafaların içi şöyle dursun-hatta dışını bile değiştiremediğini görmek istemiyoruz. Umumi müfettiş bey,-halkı Avrupai yaşayışa alıştırmak için- misafirlerini akşam yemeğine smokinle kabul ediyor; bizim lisenin müdürüyse, bütün gün mektebin içinde ökçesiz terliklerle dolaşıyor; biri, yeni bir sosyal nizam kurmak, öbürü, kafaları işlemek gibi iki çetin vazifeyi üzerlerine almış bulunan bu adamların her ikisi de bence, başka başka bakımlardan Inkilap metodumuz da ki aynı axiome hatasının kurbanıdır. Ne o, ne de bu bir şey yapmaya muvaffak olacak; her ikisi de, ağır bir çarkı, boşlukta döndürüp duracak..”

“Sana, bu satırları, içinde in cin top oynayan, Halkevi’nin çırılçıplak bir odasında yazıyorum. Bu çizgili kağıtla, içi hareli zarfı, biraz evvel aşağıdaki bakkaldan satın aldım. Kusura bakma. Bu kültür ocağında kitap falan şöyle dursun, hatta kağıt kalem bile bulmak mümkün değil. Bahsettiğim geniş odanın ortasında bir büyük masa duruyor; bunun üstünde, İstanbul’dan, Ankara’dan gelmiş bir takım eski gazetelerle mecmualar hiç el değmeksizin kendi kendilerine yıpranıp solmaktadır. Tanrım, hepimize sabır ve selamet ihsan eyleye, amin!”.

Anadolu’ya çıktığında yanında sadece kuru ekmek, yumurta ve peynir bulunan yüce önderin kafası ise çok netti. Kimlere karşı nasıl mücadele edileceği, kimlerle müttefik anlayışı içinde olunacağı savaşın hangi sınır çizgisine kadar gideceği ve neleri ne zaman yapacağı bütün bu soruların yanıtı belleğinde vardı.

Köylüye toprak verme konusu ise çok önemliydi. Eğer ona toprak verebilseydi onun bu sürece katkısının çok farklı olacağını biliyordu. Köylünün en önemli özelliği mevcut sistemin savunucusu olması yani memur gibi devlete sahip çıkmasıdır. Toprağı olmayan köylünün devleti onun karnını doyuran ağasıdır. Yani ağa ne derse odur. Arzu ettiği şekilde toprak reformunu yapamadı veya yaptırmadılar.

1938’te gözlerini yaşama kapadığında ikinci dünya savaşının duyulan sesleri kurduğu devletinin sıkıntılarını daha da arttıracaktı.
1939 yılında Erzincan depremi olması şehrin tümüyle yıkılması ve 30 bin insanımızın ölmesi de o yıllar için büyük şansızlıktı. Fakir cumhuriyeti yönetenler, herşeye rağmen o zor yıllarda yeni bir Erzincan kurmayı da başardılar.

“1939’da İkinci Dünya Savaşı başladı. Türkiye bu savaşa girmemeye çalıştı. Fakat bir gün savaşa girmek zorunda kalınabileceği veya yabancı kuvvetlerin ülkeyi işgal edebileceği endişesiyle 7 yıl süreyle sınırlarda 1 milyon askeri konuşlandırmak, beslemek zorunda kaldı.
– O yıllarda nüfusumuz 18 milyondu. Askere gidebilecek yaklaşık 4 milyon erkeğin 1 milyonu sınırlara gönderilmişti.
– 1 milyon insanı beslemek, sınırlarda tutmak büyük masraftı. Devletin 1939’da 390 milyon TL olan bütçe harcaması 1942’de 900 milyon TL’ye çıkmıştı.
– Katlanan harcamaları karşılamak için vergi toplanamadığından önce piyasaya para sürüldü. Dolaşımdaki banknot 1939’da 300 milyon TL dolayında iken 1942’de 800 milyon TL dolayına çıkarıldı. Piyasaya banknot sürüldükçe fiyatlar arttı. Enflasyon 2 katına çıktı.
– Piyasaya daha da banknot sürülecekti ama kasada banknot kalmamıştı. Banknot İngiltere’de bastırılıyordu. Banknot getiren gemi Yunan sularında torpillendiği için bastırılan banknotlar denize gömülmüştü.
– Çaresizlikten ordunun ihtiyacını karşılamak için bedeli ileride ödenmek üzere köylünün hayvanlarına el konuldu.
– Toprak Mahsulleri Kanunu çıkarılarak köylünün ürettiği her ürünün yüzde 10’u bedelsiz olarak toplanmaya başlandı.
– Çünkü hudutlardaki 1 milyon asker açtı. 120 kişilik bölükteki asker günde 17 somunu paylaşmaya mecbur kalıyordu. Harp sırasında açlıktan 57 bin asker öldü.
– Ülkenin petrol ve kömür alacak parası kalmamıştı. Kömür üretimini ikiye katlamak gerekiyordu. Fakat eli tüfek tutanlar askere alındığından madenlerde çalışacak insan bulunamıyordu. Kanun ile zorunlu çalışma uygulaması başlatıldı. Jandarma köylerdeki 15-17 yaşlarındaki gençleri topladı. Madenlere soktu. Madene inen 21 bin gencin 419’u öldü, 14 bini sakat kaldı. Büyük kısmı verem oldu.
– Mecburi yol vergisi uygulaması nedeniyle vergisini ödeyemeyen binlerce köylü yol yapımında çalıştırıldı.
– Çaresiz kalınınca Varlık Vergisi uygulandı.
Özetle harp döneminde hayvan vergisi ile köylüden 130 milyon TL, Toprak Mahsulleri Vergisi’yle 270 milyon TL, Varlık Vergisi ile de varlıklılardan 314 milyon TL toplandı.
Varlık Vergisi’yle 114 milyon kişi vergilendirildi. Tahsil edilen vergi 314 milyon TL oldu (109 milyon verginin tahsilinden vazgeçildi.) Müslümanlar kişi başına 6.102 TL, gayrimüslimler ve yabancılar kişi başına 5.326 TL vergi ödedi.
Aşkale’ye vergi ödemedikleri için 2.057 Müslüman ve gayrimüslim işadamı sevk edildi. Bunlar Aşkale’de 8 ay kaldı. Resmi kayıtlara göre, 2.057 kişiden 11 kişi hayatını kaybetti.
Bütün bunlar olurken, “savaşa girmemek becerisini gösteren hükümet o harp şartlarında Yunanistan’a ve Avrupa’da yaşayan Türk Yahudilerine yardım etti. Türkiye’ye sığınan yabancılara kucak açtı.
Bu bilgileri Cahit Kayra’nın yazdığı ”Savaş, Türkiye, Varlık Vergisi” başlıklı kitaptan aktarıyorum. Cahit Kayra vergi uygulaması sırasında Maliye Müfettişi olarak görev yaptı. Diyor ki, Varlık Vergisi’ni tartışırken o dönemde Türkiye’nin durumunu ve savaş şartlarını hatırlamak gerekir.
Bu savaşta sadece Varlık Vergisi mükelleflerinden zorla para alınmadı. Köylüden de alındı. Milyon asker hudutlarda yıllarca bekledi. Binlerle genç kömür ocağında zorla çalıştırıldı. Askerler öldü. Gençler öldü ama, Türkiye ayakta kaldı.”(Güngör URAS)

Türkiye ayakta kaldı…
1923’te yokluklar içinde kurulan bir cumhuriyet…
1929’ta çıkan büyük dünya krizinde ve
1939’ta çıkan ikinci dünya savaşında büyük acı ve sıkıntılar yaşayan köylü nüfusu..
Yine bu süreçlerde bir eli yağda bir eli bağda olan tuzu kurular..
Devleti kuran ve yöneten parti CHP…

Özellikle ikinci dünya savaşı sırasında uzun süren askerlik ve seferberlik durumlarında bu durum(Bir oda içinde çok güç koşullar altında bir yaşam sürüyorlardı. Bütün bunlar neyse bir şekilde izah edilebilirdi çünkü o yıllarda kasabaların da durumu buna yakındı. En kötüsü ise köylerde erkek namına kimsesi kalmayan genç gelinlerin, maaş çıkartmak, maaş almak, zahire koparabilmek, firar kocasını saklamak için amil tahsildara veya jandarmaya veya iaşe memurlarına tabasbus (yaltaklanma) ve müdahaneye (dalkavukluk) mecburmuş gibi bir görüntü ya da söylenti de yaygındı.) olağan karşılanır olmuştu. Tek parti dönemidir ve iktidarda ki partinin adı CHP’ dir. Birinci ve ikinci kuşaklar yaşadıklarını ve duyduklarını çocuklarına ve torunlarına aktarmışlardır. Meslek yaşamının en az 25 yılını köylerde geçirmiş bir kişi olarak çok değişik olaylarla bu durumu tespit etmişimdir. Köyün ismini vermeyeceğim, görevli gittiğim Balıkesir’in bir köyünde dilekçede belirtilen hususlara baktıktan sonra köy odasında birlikte yemek yerken konu sağdan soldan açılıp CHP’ ye geldi. Muhtar, dedi ki CHP’nin köyümüze çok büyük haksızlığı oldu. Bunun üzerine ben de muhtar! merak ettim “50 yıldır iktidar olamayan bir parti sizin köye nasıl haksızlık eder” söyler misin? Muhtarın yanıtı: “Babam anlattı 1949 yılında tapu ilk köye geldiğinde belde başkanı CHP’liye şu kadar yer yazıldı ve bir numaralı kayıt numarası ona verildi. O’na yazılan yer köyün yeri idi. Bu sebepledir ki köylümüz genelde Jandarma’dan korktuğu gibi korkar CHP’den daha doğrusu CHP iktidarından mühendis bey” demesi beynime kazındı.

1923’te devlet kur. 1929 büyük dünya bunalımını ve 1939-1945 ikinci dünya savaşını yönet sonra gel bir fincan suda boğul…

1946 yılında parlamento da büyük muhalefete rağmen “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” çıkıyor. O gün bu kanuna muhalefet edenler 1950 de iktidara geldiğinde Nazım, “Akrep gibisin kardeşim” diyerek yine O’nu suçluyordu.
Köy enstitülerinde oluşan kadro 1970 ve 1980 müdahalelerinde yok edildi.(Eğer bu kadrolar dağıtılmasaydı bu ülkemiz hangi noktada olurdu) Köylü yerinde duruyordu. O daha okuma-yazma öğrenmekte ve sahip olduğu zenginlikleri de yeni dünya düzeni içinde emekli olabilmek hayali ile satarak üretimden düşüyor ve tüketici oluyordu. Onun içinde değişen bir şey yoktu. Yarın ise çok belirsiz..

2011 de 1950 de takılı kalmış…Bu sorunun yanıtı iktidar için çok önemlidir… Sevgi ve saygılarımla… Vecdi Yılmaz

Bu haber 249 kez okundu.
besob otel
Yazarlar - 00:50 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

SON EKLENENLER

  • 01
    İMAMOĞLU İÇİN İSTANBUL’DA
    CHP Balıkesir İl Başkanı Serkan Sarı, Balıkesir Milletvekilleri Ahmet Akın, Ensar Aytekin ve Fikret Şahin’le Ekrem İmamoğlu için İstanbul’da düzenlenen Seçim Koordinasyon toplantısına katıldı. 31 Mart seçimlerini kazanan ancak YSK’nin iptali sonrası 23 Haziran’da yeniden seçime girmeye hazırlanan Ekrem İmamoğlu ile çektirdiği fotoğrafı sosyal medya hesabından yayınlayan Sarı , “Ekrem Başkanımızın mazbatasını geri alacağız” dedi. […]
  • 02
    “KARA TREN” MÜJDESİ!
    TCDD Genel Müdürlüğü’nün Manisa’nın Yunusemre Belediyesi’ne kiraladığı buharlı lokomotif Balıkesir’e iade edilecek. TCDD Genel Müdürlüğü ile Yunusemre Belediyesi arasında imzalanan protokol ile 2 bin 557 lira artı KDV karşılığında bir yıllığına kiralanan ve Manisa’ya götürülen buharlı lokomotif Balıkesir’e geri dönüyor. Edinilen bilgilere göre, Balıkesir’deki tepkiler sonrası Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz devreye girdi. Yılmaz’ın talimatı […]
  • 03
    KURTULUŞ YATIRIM VE ÜRETİMDE
    Balıkesir Sanayici ve İş Adamları Derneği (BASİAD) Milli Mücadele Haftası’nda Balıkesir, Bandırma, Dursunbey ve İvrindi’de ekonomik kalkınma açısından yatırım süreçlerini mercek altına alarak değerlendirmelerde bulundu. Basın Sözcüsü Ümit Baysal, “Bu zor süreçten yine yatırımların ve üretimin arttırılması ile çıkmak mümkün olacaktır” dedi. Balıkesir Sanayici ve İş Adamları Derneği (BASİAD) kurulları bir araya gelerek; ekonomik darboğazı […]
  • 04
    BALIKESİR’E GÜMRÜK MÜDÜRLÜĞÜ MÜJDESİ
    Balıkesir Sanayi Odası’nın 2017 yılından itibaren Ticaret Bakanlığı nezdinde yapmış olduğu girişimler sonucunda Balıkesir Gümrük Müdürlüğü’nün kurulması uygun bulundu. Konu ile ilgili açıklamada bulunan Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ali Eğinlioğlu, “Odamızca 2017 yılında İlimizde Gümrük Müdürlüğü kurulması talep edilmiş ve bu talebimizi her mecrada dile getirilmiştir, 2 Mart 2019 tarihinde Ticaret Bakanımız Sayın […]
  • 05
    TCDD’DEN GARİP BİR UYGULAMA
    Balıkesir Gar havzasında sergilenen ve “Kara Tren” diye bilinen buharlı lokomotif, TCDD Genel Müdürlüğü ile Manisa Yunusemre Belediyesi arasında imzalanan protokol ile bir yıllığına kiralandı. TCDD Genel Müdürlüğü’nün Balıkesir’in bağlı bulunduğu İzmir 3. Bölge’ye verdiği talimat üzerine, 18 Mayıs 2019 tarihinde Manisa’ya nakledilen tarihi lokomotifin bir yıl boyunca Yunusemre Belediyesi tarafından sergileneceği öğrenildi. Bu uygulama […]

YAZARLARIMIZ

  • TÜRKİYE’DE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME SİSTEMİ NASIL BOZULDU!

    Türkiye de öğretmen yetiştirme 1970-1980 arasında bozulmaya başladı. Milli Eğitim Bakanlığının doğrudan kontrolünü yitirdiği Eğitim Fakülteleri döneminde ise akademik yaşam normları ile öğretmenlik mesleği umdeleri uzlaştırılamadı. Eğitim Fakültelerindeki öğretim elemanları akademisyen ile eğitimci arasında iki cami arasında beynamaz durumu yaşadılar. Bu, öğretmen yetiştirmede geleneğe sahip çıkamamanın somut sonucuydu.  2000’li yıllardan sonra gelen AKP ise ortaya […]
  • ESNERKEN ESNEMEK…

    Milli Eğitim Bakanlığı, bir süredir gündeminde olan “esnek ve modüler eğitim sistemi”ne ilk adımı attı. Yazılı ve görsel basında izliyor ve okuyorsunuz zaten. Esnemekten epey esnek hale geldik. Esnek ve modüler eğitim sistemi deniyor ya, onun biz sokaktaki tabirini kullanalım; bilineni bu çünkü: Yapboz. Bir kez daha yapboz oynuyoruz. Bir kez daha sistem değişiyor. Zaten […]
  • ATATÜRK VE ANNESİ ZÜBEYDE HANIM

    Ben her Anneler Günü’nde paylaşırım bu iletiyi. Atatürk, annesini ziyaret edeceği zaman mutlaka yaveri ile “İzin verirse validemi ziyaret etmek istiyorum.” diye haber yollardı. Zübeyde Hanım, hazırlanır, saçlarını taratır, oğlunu beklerdi. Atatürk de bu ziyarette mutlaka büyük üniformasını giyer, yaverleriyle birlikte gelir, büyük bir hürmetle annesinin elini öper, onun duasını alırdı.Annesi oğlunun bu davranışından çok […]
  • NE YAPMALI?

    73 yıl önce ilk demokrasi denemesinde “Açık oy gizli sayım” yapılarak Demokrat Parti’nin seçimi kazanması nasıl engellenmişse, İmamoğlu’nun İBBB’yi kazandığı seçimin geçersiz sayılması da aynı mantıkla engellenmiştir. Aynı zarfın içindeki 4 oydan 3’ü geçerli sadece İBBB oyu geçersiz. O da yetmiyor; 7 asil üyenin 4’ü hayır deyince 4 yedek üyeyi de çağırıp karar alıyorlar. Bu […]
  • YOBAZ

    Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve İş Bankası hisselerinden elde edilen gelirin bir kısmını bağışladığı Türk Dil Kurumu sözlüğünde “yobaz” şöyle tanımlanıyor: Dinde bağnazlığı aşırılığa vardıran, başkalarına baskı yapmaya yönelen (kimse). Sıfat : “Bu memleketi de dört buçuk yobaza bırakamayız.” -A. Gündüz. Bir düşünceye, bir inanca aşırı ölçüde bağlı olan (kimse). Mecazi Kaba […]
  • BİR YANIM BAHAR BAHÇE BİR YANIM DİRENİŞ

    Çiğdemler; kış ne denli sert geçerse geçsin; yaşam gücünü hatırlatır. baharı yaşar. Adımı öylesine seviyorum ki, öylesine içselleştirmişim ki ; adım gibi olmak için her şeye rağmen hayat doluyum. Adımın peşinden koşsam, tüm Anadolu’yu gezmem gerekir. Anadolu’nun özüne, geleneklerine, o güzelim insanlarımıza ulaşırım. Kazdağ Çiğdemi, Toros Çiğdemi, İstanbul Çiğdemi, Ankara Çiğdemi , Hitit krallarının ağzına […]
  • T.C’DEN TCDD’NİN KARA TRENİ’NE!

    Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin T.C. ile ilgili önergeyi anlaşılmaz bir şekilde reddetmesinin ardından konu unutturulmak istense de  bir şekilde gündeme geliyor. Politika gazetesinden arkadaşımız Tarık Sürmelioğlu,“T.C. değil Türkiye Cumhuriyeti yazın” başlıklı yazısında olaya değişik bir açıdan yaklaştı. Sürmelioğlu, 16 Mayıs’ta  Kuva-yi Milliye Günü’nde Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz‘a seslendi ve şunları yazdı: “Kuva-yı Milliye […]
  • NAİPLİ KÖYÜ’NDEN- Fatma Zehra KÖSELEY

    Bugün günlerden Naipli Köyü.İlkokul 1.sınıftan 4.sınıfa kadar birlikte okuduğum sıra arkadaşım Bahriye Kandemir ile buluştum. Naipli köy fırınında annemin ekmek yaptığı fırın aynı yerinde duruyor. Anılar taa uzaklardan sıcacık ekmek kokusu ile buluşuyor. Bize ablalık yapan Gülsüm ablamız ile de görüştük. Gülsüm ablamız, kızkardeşim Hasene Füsun Öztop’u ve kardeşim Zeki’yi görünce gözyaşlarını tutamadı. Gülsüm abla, […]
  • HİÇBİR ŞEY GÜZEL OLMAYACAK- HAKAN TOPALOĞLU

    Hayatımıza dair gerçekleri görmezden geliyoruz. Hayata gerçekçi baktığını iddia edenimiz  çok ama gerçeği değil gerçeğin görüntüsünü, olan biteni değil olan bitenin bize yansıtılan kadarını görüyor ve hatta inanıyoruz. Bu olgu hayatımızda olan bitenler için olduğu kadar hayatımızdaki insanlar için de geçerli. Aziz Nesin’in ülkemizde yaşayan insanlarımızın zeka düzeyini sorgulayan sözleri hala akıllarda ve dillerde. Kendi […]
  • NAMUSLULARIN SİYASETİ / İbrahim ATACANOĞLU

    Namuslu insanlar yani egoları toplumsal değerlerin önüne geçmemiş insanlar, namussuzlar kadar hırslı olmadıkları için çoğu zaman siyasi mücadelede geride kalabiliyorlar. Asıl siyaseti yapması gerekenler bu gruptaki insanlardır.Aksi taktirde her anlamda ülkede refaha huzura ulaşmak mümkün olmamaktadır. Dikkat ederseniz ülkemizde sağını solunu ayırt etmeksizin baktığınızda bir koltuk savaşı mücadelesini görmek mümkün. Nefsiyle haşır neşir olanlar için […]
  • ‘GURBETÇİ GAZETECİ’NİN GÖZÜNDEN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE MECLİSİ- İbrahim ERGÜL

    Hafta içinde fırsat bulup Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısını takip ettim. Öncelikle sorunsuz 7. kata ulaşabildiğimi ve toplantıyı basına ayrılan bölümde rahatlıkla izleyebildiğimi belirtmeliyim. Lakin basin mensuplarIna ayrılan bölümün Balıkesirlilere haber akışını sağlayan gazetecilere çok da uygun olmadığını söylemek lazım. Meclis salonunda ki gelişmeleri en arka sıradan gözlemlemeleri çok zor. Sağlıklı bir haber akışı için […]
  • GÜNEŞ UFUKTAN DOĞARKEN- İhsan DURAK

    Mayıs ayı, ülkemizin içinde bulunduğu coğrafi kuşakta, ilkbaharın kendini, en can alıcı güzellikte ifade ettiği, yaz mevsimini kucaklayan bir zaman dilimidir. Tanyeri ağarmadan önce, gecenin en karanlık zamanıdır. Bu durumu başka cümle ile ifade edersek; GECENİN EN KARANLIK ZAMANI, AYDINLIĞA EN YAKIN ZAMANDIR. Krallıkların, imparatorlukların sonunu sıcak ve soğuk savaşlar belirler. “Sonsuzluk” diye bir kavram […]
  • SİYASİ İŞLER- İlhan AY

    Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Seçen ve seçilen için ise 31 Mart Sevgililer Günü. Çünkü bugünde seçmen gül de verir, diken de. Herkes hesabını kitabını buna göre yapsın. Malum seçim zamanı, sokakta, pazarda, kahvede, otobüste her yerde aynı sohbetler. Bizim milletimiz kahvehanelerde hükümet de yıkar, hükümet de kurar, yani siyasi bir milletiz… Onun için halkın […]
  • MERHABA BENİM ADIM EYLEM. ÖYKÜ ARİN YAZICININ ANNESİYİM! – MEMET KOŞAR

    2 ay ne kadar uzun bir süre sizin için? Belki tuttuğun takımın şampiyon olup olamayacağı belli olacak, heyecanla bekliyorsun. Belki çocuğun olacak cinsiyeti belli olmuş onu kucağına alacağın günü bekliyorsun, sabırsızca. Okulun bitecek, içinde bir umut var hayata dair bir çok şey seni bekliyor, umutlusun. Veya nişanlın askerde, dönmesine de 2 ay kaldı, korkuyorsun, her […]
  • PAZARLAMADA 25 YIL – Nedim ISPARTA

    Bugün size 25 yıllık pazarlama hayatımın 1/3’ünü oluşturan ansiklopedi satışı sırasında başımdan geçen ilginç satış olaylarından bahsedeceğim. 90’lı yıllarda ilk satış yaptığım bölge Kütahya’dayım. Okullarda anket yaparak velilere ulaşıyoruz. Taşımalı eğitim sebebiyle en ücra köylere kadar ulaşıyoruz. Altımda Lada otomobil, tek başıma satış yapıyorum ( Daha sonra 3 yıl arka arkaya 185 kişi arasında Türkiye […]
  • BİR DÜNYA ÇİÇEK- RAMAZAN KARACA

    Geçtiğimiz hafta Avlu Gösteri Merkezi’nde çok güzel ve yararlı bir etkinlik gerçekleştirildi. Benim de özellikle takip ettiğim gecede yaşadıklarımız ve gördüklerimiz bizleri çok mutlu etti. Geceyi Türk Eğitim Vakfı Balıkesir Şubesi tertiplemişti. “Safiye Ayla- Anma Etkinlikleri” ismi verilen gecenin neden TEV tarafından yapıldığı da davetiyenin üzerinde yazıyordu. Safiye Ayla TEV’in çok değerli ve önemli bir […]
  • AGENDER NESİL- Sedat İRGİL

    Cinsiyet veya teknik adıyla “Cinsel Kimlik” çok karmaşık bir kavram. Kromozomlarınızın XX veya XY olması yeterli değil. Anne karnında maruz kaldığınız hormon, beslenme, anotomik yapı vs. bunda çok etkili. Ayrıca aynı yemek kültürü gibi toplumun kadın ve erkeklere yüklediği roller var. Yine teknik adıyla “Toplumsal cinsiyet rolleri” . Yani doğar doğmaz başlayan bir cinsel rol […]
  • GÖMEÇ’TE  BEKLENEN  SONUÇ… Tahsin EREL

    Bir yerel  seçimi daha geride bıraktık… Gömeç belediyesi Ak Parti’den CHP’ye geçtinin ötesinde, Gömeç halkının sevdiği ama 5 senede doğru dürüst iş yapmayan, halkı ve hizmeti seçime 3 ay kala hatırlayan,  “yapacağız”, “edeceğiz”  sözleriyle sadece vaad sunan Kazım Arslan’dan,  Gömeç  halkının sevdiği  ve her konuşmasında halkı öne çıkartarak, “aday benim ama Gömeç’i , Gömeç halkı […]
  • RUMUZ T.C. – Tanyol KIPÇAK

    Bazen hepimiz kullanırız.. Dangalak deriz… Dangalak ne demek?.. Düşüncesiz demek!..Hödük demek!.. Düşüncesizce yapılan bir iş mesela.. Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltılmış haline ne diyoruz?.. Rumuzumuz bizim, ötesi yok.. T.C. İktidar bu ibareye gıcık!.. Ne olmalıydı acaba?.. Merak ediyorum!.. Gördüğü yerde indiriyorlar.. Hatta Belediye Meclislerine öneriliyor,eğer iktidar yanlıları çoğunluksa aynen red!.. A be hödükler!.. A be dangalaklar!.. Kendinizi […]
  • “İŞÇİ KIYIMI VE ADALETSİZLİK” RAMAZAN DİNLEMEZ

    Ramazanın gelişiyle birlikte bir ritüel haline getirilen iftar programları da başladı. Bandırma Belediyesi 1350 kişiye Bandırma, Edincik ve Aksakal’da hayırseverlerin desteği ile iftar yemeği ikram ediyor. Bandırma’da Ortaokulu önündeki iftarlara katılanlara baktığımızda bu yıl öğrencilerin ağrılıkta olduğunu görüyoruz. Oruçlu oruçsuz birçok insan burada karnını doyuyor. Zaten olması gereken de bu değil mi? İnsanları “oruçlu oruçsuz” diye […]
  • MANGALDAKİ KÜL! Uğur SATILMA

    Geçtiğimiz ay Manyas’ta öğrencilere yönelik yaptığım Spor Sevgisi adlı sunum sırasında  ilginç bir soru soruldu. Sporun hayatımıza ve sağlığımıza faydalarını coşkuyla anlattığım bir anda ısrarla söz almak isteyen bir öğrenciye kayıtsız kalamadım. -Spor sevgisinin iyi,güzel anlatıyorsunuz! Peki siz sigara içiyor musunuz? O tertemiz ve çocuksu aklıyla biz büyüklerin tutarsız-yalan- dünyasına tepkisini dile getiriyordu aslında sorusuyla. […]
  • GÜNÜMÜZ ÇOCUKLARI LÜKSÜ SEVİYOR!

    “Günümüzün Çocukları Lüksü Seviyor. Kötü Davranışları Var, Otoriteye Baş Kaldırıyorlar, Yaşlılara Saygıları Yok, Çalışmak Yerine Lak Lak Etmeyi Seviyorlar. Çocuklar Artık Evlerinin Hizmetçisi Değil, Tiranı. Anne Babaları Odaya Girince Ayağa Kalkmıyorlar. Onlara İtiraz Ediyorlar, Destek Olmak Yerine Laklak Yapıyorlar, Şapır Şupur Yiyorlar, Bacak Bacak Üstüne Atıyorlar, Öğretmenlerine Zulmediyorlar.”İkizlerle sohbet ediyorum. Baba, sizin döneminizde yaşamak isterdik. […]

DÖVİZ KURLARI

  • BIST 84.114
    -1,40%
  • ALTIN 249.90
    0,67%
  • DOLAR 6.101
    0,81%
  • EURO 6.814
    0,81%
sanalbasin.com üyesidir

medyaz internet hizmetleri
close-link