Yayınlanma Tarihi :

  “KÖYLÜMÜZÜN OCAĞI TÜTMEZSE, FABRİKANIN BACASI SÖNER” (3)

  “KÖYLÜMÜZÜN OCAĞI TÜTMEZSE, FABRİKANIN BACASI SÖNER” (3)

1923-1930 arasında tarım kesiminde Aşar vergisinin kaldırılması dışında köklü bir dönüşüm projesi uygulanamadı. Üretim, Ortaçağlardan beri süregelen alışkanlıklar ve ilkel tarım araçları ile yapılıyordu. Makine kullanmayan işletmelerin oranı % 95.68 dir. Köylü bir oda içinde pislik ve olanaksızlıklar içinde yaşamını sürdürmeye çalışıyordu. Verem, sıtma, trahom, tifo ve dizanteri gibi hastalıklarla sürekli kırılıyordu. Yolu, okulu, temiz içme suyu, elektriği, kanalizasyonu, tuvalet ve sabun kullanma alışkanlığı yoktu. 1950’de Demokrat parti iktidara geldiğinde sadece özel durumlarından ötürü 13 köyün elektriği vardı. Türkiye geneli traktör sayısı 34000 civarında ancak günün koşullarında yeni traktör sayısı 1175 idi.

Ekonomik değeri olan tarım, Çukurova, Aydın, Söke ovaları ile Ayvalık-Edremit arası zeytincilik alanlarında yapılıyordu. Başta buğday, pamuk ve birkaç önemli tarım ürününün eksikliği, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ithalat ile karşılanıyordu.

Balıkesir’den bir örnekle durumu anlatmaya çalışayım:
1910 yılında Karesi sancağı(BALIKESİR), İstanbul’un sebze, meyve ve hayvan ürünleri gereksinimlerini karşılıyor.
1927 yılında Balıkesir’de toplam nüfusun %76’sı tarımla uğraşıyor.
1950 yılında ise yapılan tarım sayımında Balıkesir’de 187 adet traktör varlığı tespit ediliyor. 2002’de bu rakam 33 449’a çıkıyor.

Gazi, yeni kurduğu devletin sıkıntılarını çok iyi biliyordu. Uzun yıllar süren savaşlar nedeniyle büyük acı ve sıkıntılar yaşayan Anadolu köylüsüne yönetim farkını hissettirmek için çırpınıyordu. Bu farkı hissettirebilmek o kadar kolay değildi.

1927 yılında Leningrad Üniversitesinden getirdiği uzmanlar kanalıyla ülkenin toprak envanterini çıkarttı. Ekilebilir alanın 25milyon hektar olduğu tespit edildi. 1930 krizinden sonra endüstrinin devlet eliyle kurulmasına yatırım ve üretim etkinliklerinin bir plan dahilinde yapılması benimsendi.

1930’lu yıllarda devletin yabancı sermayeye bakışı genellikle olumsuz olmuştur. Nitekim dönemin İktisat Vekili Celal Bayar “bu memleketin çocukları memlekette sanayi vücuda gelsin diye büyük bir külfete katlanırken bunun nimetini ecnebilere kaptıracak değiliz” diyerek hükümetin bu dönemdeki zihniyetini ortaya koymuştur. Bu politikaya uygun olarak 1930’lu yıllarda Ülkede bulunan imtiyazlı yabacı şirketler satın alınarak millileştirilmiştir. İzmir-Kasaba demiryolu, İzmir-Aydın demiryolu, Ereğli Kömür Şirketi, Şark Demiryolları, Ergani Bakır Madeni, İstanbul su, rıhtım, telefon, elektrik, tünel tramvay şirketleri ile İzmir, Ankara ve Bursa’daki benzer şirketler bu dönemde millileştirilmiştir.

1930 yılında yaşanan dünya krizi ekonomide tarım kesiminin ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Bu krizde özellikle ortaya çıkan fiyat makası(tarım ve sanayi mallarının fiyatları arasındaki ters gelişim) tarım kesiminde çok ciddi bir bunalımın ortaya çıkmasına neden oldu. Yaşanılan açlık köylünün dolayısıyla tarımın önemini ortaya koyarken bu süreçte köylüye yapılan Jandarma baskısı karşısında köylü için tek sığınma yeri olarak sadece din kalıyordu. Köylü hakikaten çok biçare durumdaydı. Bir oda içinde çok güç koşullar altında bir yaşam sürüyorlardı. Bütün bunlar neyse bir şekilde izah edilebilirdi çünkü o yıllarda kasabaların da durumu buna yakındı. En kötüsü ise köylerde erkek namına kimsesi kalmayan genç gelinlerin, maaş çıkartmak, maaş almak, zahire koparabilmek, firar kocasını saklamak için amil tahsildara veya jandarmaya veya iaşe memurlarına tabasbus (yaltaklanma) ve müdahaneye (dalkavukluk) mecburmuş gibi bir görüntü ya da söylenti de yaygındı. Bu cümlenin açılımı da f….ş yapmak olarak özetlenebilir.

1930’lu yıllarda bir grup yazar, medya mensubu. Sözde aydınlar ile tuzu kuru olanlar artık köylülük bitti, yeni bir dönem başladı diyerek eğlence ve sefil bir yaşam tarzı içinde olurlar. Bu durum Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU yazarımızın yazılarında söyle dile getirilir. Yakup Kadri 1932 yılında yazdığı Yaban’da şunu söyler: “Ey Türk aydını, bu geri kalmışlık aslında senin yüzünden; lütfen o insanlara, Anadolu’ya git.”

Gazi bir şeyler yapmak için her şeyi zorluyordu. 1930’da Tohumlukların Gümrük Resminden Muaf Olduğuna Dair Kanun çıkarıldı. Çeşitli yerlerde fidanlıklar kurularak meyve ağaçlarının ıslahına çalışıldı.1924 yılında çıkarılan bir kanunla Rize ve Borçka havalisinde Fındık ve Çay ziraatının geliştirilmesi için bir dizi teşvik tedbirleri alındı. 17 Haziran 1927’de Ziraat Tedrisatının Islahına Dair Kanun kabul edilerek Yüksek Ziraat ve Yüksek Baytar Mektepleri ve Enstitüleri kuruldu. Bu okullarda ders vermek üzere ihtisas amacıyla 74 ziraatçı hoca yurt dışına gönderildi. Bilimsel ziraatın yapılması için her alanda okullaşmaya gidildi. 1929 yılında çıkarılan Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu’yla bir yıl içinde ülke çapında 572 Kredi Kooperatifi’nin kurulması sağlandı. İlk üye Gazi oldu. Aynı yıl, 8 Haziran 1929’da Topraksız Çiftçiye Toprak Verilmesi Hakkında Kanun çıkarıldı. Bu suretle ülkenin en önemli gelir kaynağı ve geçim vasıtası olan ziraat sahasında verimin artırılmasına gayret edildi.

Bu amaçla Sovyet Rusya’dan getirilen ekonomi uzmanları tarafından 1934-38 yıllara arasında uygulamak üzere BİRİNCİ BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI (BBYKP) hazırlanmıştır. Bundan amaçlanan sanayileşmeyi belli bir program çerçevesinde gerçekleştirmektir. Plan ile kimya, demir, kâğıt, kükürt, sünger, pamuklu ve yünlü kumaş, şeker sanayinin geliştirilmesine; hammadde yönünden dışa bağımlı olmayan sanayi tesislere; özel girişimcilerin altından kalkamayacağı büyüklükte sermaye ve ileri teknoloji gerektiren projelere öncelik verilmesine; kurulacak tesislerin yurtiçi tüketimi karşılayabilmesine önem verilmiştir.

1933’de hazırlanan ilk plan 1934 yılında yürürlüğe girdi. Sanayi kesimi için uygulamaya sokulan program tarım kesiminde de etkisini gösterdi. Bu çalışmalar meyve vermeye başlamıştı. 1934-1940 yılları arasında tarım yapılan toprak alanında %23 civarında bir büyüme ortaya çıktı.

BBYKP(BİRİNCİ BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI), 1938 yılına kadar büyük ölçüde gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde dokuma, ağır sanayi, maden sanayi, selüloz sanayi, seramik, şişe, porselen, kimya sanayi dallarında toplam 16 fabrika açılmıştır. BBYKP için 44 milyon yatırım düşünülmüşken, yatırımın miktarı 100 milyon lirayı bulmuştur.

1933 yılında sanayi yatırımlarını finanse etmek, ağır ve hafif sanayinin gelişmesine öncülük etmek, devlet fabrikalarını işletmek, plana uygun olarak yeni fabrikalar açmak ve özel sermaye ile diğer alanlarda faaliyetlerde bulunmak amacıyla Sümerbank kurulmuştur.
1933’te vilayet, belediye ve köy idarelerinin vergilerinin % 5’ini ve bu idarelerin gelişme planlarındaki projelere maddi kaynak sağlamak amacıyla İller Bankası kuruldu.
Elektrik enerji, petrol ve madencilik alanlarındaki araştırma ve işletmeleri denetlemek ve yönetmek üzere 1935 yılında Etibank ve Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kuruldu.
1938 yılında Cumhuriyetin ilk yıllarında millileştirilen ticaret gemileri, liman ve rıhtımları işletmek amacıyla Denizcilik Bankası kuruldu.
Bunların yanında iki devlet şirketi daha kurulmuştur. Bunlardan biri belirli ürünleri satın alarak ya da satarak tarım fiyatlarını dengede tutmak amacıyla kurulan Toprak Mahsulleri Ofisi diğeri de Reji İdaresiyle Fransızların elinde bulunan şirketin alınarak alkollü içkiler, ispirto, kibrit, çay, tuz ve bir süre için yağ ve benzin olmak üzere devlet tekellerini yönlendiren İnhisarlar (Tekel)’dır

1930’lu yıllar Türkiye sanayisinde ilk ciddi ve büyük yatırımların yapıldığı yıllar olmuştur. Sanayide yıllık ortalama % 11,6 oranında büyüme gerçekleşmiştir. Devlet 1938 yılı itibariyle temel tüketim malları ihtiyacından “üç beyazı” (un, şeker ve dokuma) kendi kendine ve yerli üretimle karşılar duruma gelmiştir.(devam edecek)

Kaynak : Vecdi YILMAZ

YORUM YAP