Yayınlanma Tarihi :

“KÖYLÜMÜZÜN OCAĞI TÜTMEZSE, FABRİKANIN BACASI SÖNER” (2)

“KÖYLÜMÜZÜN OCAĞI TÜTMEZSE, FABRİKANIN BACASI SÖNER” (2)

17 Şubat 1925’te AŞAR vergisi kaldırıldı. Aşar vergisinin kaldırılması sıradan bir karar değildir. Aşar Vergisi kaldırılırken zirai üretimin artmasını sağlamak maksadıyla köylüye para, tohum ve alet yardımları yapıldı. Aşar vergisi, devletin en önemli gelir kaynağı idi.. 1924 yılında 153 milyon lira tutan toplam devlet gelirlerinden 27,5 milyon liralık bölümü aşar’dan elde edilmişti. Aşar vergisinin kaldırılması köylü açısından yeni bir şey getirmiyordu.

Ancak büyük toprak sahipleri yanında orta ve küçük toprak sahipleri de nefes alacaktı. Bu verginin kaldırılması tarım kesiminin satın alma gücünü arttıracak ve sanayi mallarına olan talebin yükselmesine neden olacaktı. Yine de ülke genelinde toprak, doğuda ve batıda ağaların elindeydi. Tek farkla doğuda topraksız köylü maraba konumundaydı. Maraba, feodal düzene ait bir kavram olup toprakla beraber alınır satılır bir varlık olarak değerlendiriliyordu. Sonuç olarak boğaz tokluğuna ağaya çalışan kişi…Batıdaki durum bundan biraz daha iyi durumdaydı o kadar..

O yıllarda toprağa sahip köylü sayısı çok azdı. Dolayısıyla bu süreçte köylü için değişen bir şey yoktu. Ha padişahlık ha cumhuriyet… Onun yaşamında değişen yeni bir şey yoktu ki farkı anlayabilsin. Diğer yandan Kurtuluş savaşında fazla katkısı olmayanların dümeni ise gayet iyi idi… Bu anlamda CHP iyi bir kamuflaj yapıyordu. Nüfusun %83’ü köylerde yaşarken kentlerde yaşayan nüfus ise %17 civarındaydı. %83, %17 için üretiyor ve karşılığında kötü yaşam koşulları altında varlığını sürdürmeye çalışıyordu.

Atatürk’ün 1935 yılında söylediği şu söz aslında içindeki yangının dışa vurumudur: “Türk’e ev ve bark olan her yer, sağlığın, temizliğin, güzelliğin, modern kültürün örneği olacaktır.”

Oysa 1939 yılında hazırlanan bir kitapta, köy evlerinin çoğunlukla tek odalı evlerden oluştuğu belirtilmekte devamında, “Tek oda aynı zamanda hem yatak odası, hem oturma odası, hem de mutfaktır. Bir köşede veya duvar içinde bir ocak vardır. Bu ocakta yerine göre odun, saman veya tezek yakılır. Bazı köylerde bu tek gözlü evlerin bir tarafı da hayvanlara tahsis olunur, bazılarında ara varsa da ahırın kapısı yine odanın içerisindedir” İç Anadolu ve doğu bölgelerinde ise kışın soğuktan korunabilmek için hayvanlarla aynı ortamda kalınıyordu. Çekilen sıkıntıyı gözünüzde canlandırmaya çalışın.
Dr. Nizamettin Ali: “… Türkiye’nin son ziraat istatistiğine göre, zeytin, üzüm, incir ve fındık gibi ağaç mahsulleri hariç olarak hububat, sınai nebatat ve bakliyat istihsalinin kıymeti 337 000 000 liradır. Bu kıymeti 9 145 000 Türk köylü kitlesi yaratıyor. Şu halde beher köylü nüfus başına 36 liralık bir yaratma kuvveti düşüyor. Yani Türk köylüsü senede 36 liralık bir kıymet yaratıyor. Şu halde bir sual hatıra geliyor. Nasıl Türk köylüsü bu senelik yaratma kıymetini 50 liraya 100 liraya 200 liraya çıkaracaktır?”
1926 yılında Kabotaj Kanunu çıkarıldı. 1923’te, 4,8 milyon olan kredi miktarı 1929’da 25,5 milyona çıktı. Yine Türkiye İktisat Kongresinde alınan kararlar doğrultusunda Milli sanayinin gelişmesini sağlamak üzere 28 Mayıs 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı. Buna göre; Fabrika ve madenlere parasız toprak veriliyor, bunların özel denetim altına girebilmeleri için emlak, arazi ve kâr vergileri ile telefon ve telgraf ücretlerinden muaf tutulmaları öngörülüyordu. Fiyatı yabancı malından daha pahalı ve kalitesi daha düşük de olsa hükümet dairelerinin yerli malı satın almaları gerekiyordu. Hükümet her fabrikaya üretiminin % 10’u kadar yardım sağlamaya yetkiliydi. Buna karşılık bu tür yerlerde yalnız Türk işçileri istihdam edilecekti. Kanuna göre fabrika kuranlar 15 yıl süreyle alanlarında tekel olarak kalacaklar, kanunu uygulama dışında devletin hiçbir müdahalesiyle karşılaşmayacaklardı.

Gümrük Tarife Kanunu yerli sanayinin korunması amacıyla yeniden tanzim edildi. Sanayicilere kredi sağlamak amacıyla 1925’te Sanayi ve Maadin Bankası açıldı. Alınan bu tedbirlerin etkili olduğu 1923’te 386 olan sanayi kuruluşlarının sayısının 1933’te 1087’ye yükselmiş olmasından anlaşılmaktadır. Bununla paralel olarak Türkiye’de sanayi işçisi sayısında da önemli bir artış ortaya çıkmıştır. 1921’de 76.216 olan sanayi işçilerinin sayısı 1927’de 256.855’e çıkmıştır. 1927’de toplam 17 milyon lira olan sanayi imalatı 1933’te 137 milyon liraya yükselmiştir.(devam edecek)

Kaynak : Vecdi YILMAZ

YORUM YAP