Yayınlanma Tarihi :

KÖY ENSTİTÜLERİ NEDEN YIKILDI !

KÖY ENSTİTÜLERİ NEDEN YIKILDI !

Yıkılış gerekçesi öyle önemli ki…
“Keşke okusalar da gelip beni kesseler evvela!”
Biraz uzundur ama okuduğunuza değecektir diye düşünüyorum…
“Londra Halkevi’nin düzenlediği, “Köy Enstitüleri 50. Yaşında” konulu açıkoturumu izleyenler, üç buçuk, dört saat boyunca yerlerinden kımıldamadılar. İzleyenler, para ödeyerek biletle girmişlerdi. Giriş bizim paramızla aşağı yukarı yirmi bin lira (5 sterlin)! Salon tıklım tıklım dolu. Sonra söyledi, Cumhuriyet’in Londra Muhabiri Edip Emil Öymen, toplantıyı tepeden, balkondan izlemiş.

Dört saate yakın süren toplantıda, konuşmacıların konuşmalarını özetlemek güç. Açış konuşmasını, konuşmacılara soruları yöneltme işini Prof. Server Tanilli yaptı. Prof. Tanilli, havasındaydı; iyiydi. Melih Cevdet Anday, Talip Apaydın, Prof. Paul Dumont, İlhan Selçuk, Vedat Türkali, bir de ben konuşmacıydık.

Tanilli, Melih Cevdet Anday’a, Türkiye’de aydınlanma hareketini, bunun içinde Köy Enstitülerini sordu. Melih Cevdet Anday, uzun konuşmasının bir yerinde özetle şöyle dedi:

“Ben size, Köy Enstitülerini tanımış bir yazar, bir şair olarak düşüncelerimi söyleyeceğim; ama Talip Apaydın’ın söyleyeceklerini ben de merakla bekliyorum. (Orada, Köy Enstitüsü çıkışlı olarak yalnız Talip Apaydın vardı.)

Size bu aydınlanma üzerine bir iki söz söylememe izin verin; aydınlanma çağı deyince ilk usa gelen, 18. yüzyıl Batı Avrupası’ndaki bir fikir hareketidir. Ben, bu fikir hareketini bugün burada, sadece eğitim açısından, öğrenim açısından ve oradan atlayarak Köy Enstitüleri açısından, işe yarayacak yanlarını belirtmek istiyorum.

Ünlü Alman düşünürü Kant, ‘Aydınlanma Nedir?’ başlıklı yazısında, şunu söyler; size bunu özetliyorum, önemli bir tümcesini söyleyeceğim sizlere: Kant, ‘Öğrenme hakkı bütün insanlara verilmiştir’ diyor. Bugün bu söz, size çok olağan gelen bir sözdür. Neyi söylüyor Kant bununla? Demek ki tarihimizde diyor, öğrenme, bilgi edinme hakkı sadece yukarı sınıflara özgü idi, yani yöneticilere özgü idi.

Gerçekten de tarihe bakarsak, bunun böyle olduğunu görüyoruz. Hatta, okuma yazma bilmek sadece yöneticilerin hakkıydı, yazı icat edildikten bugüne. Halkın, böyle bir hakkı olduğu katiyen kabul edilmemiştir, işte, aydınlanmayı, bugünkü konumuz açısından size şöyle söylüyorum: Bilgi edinme hakkı, bütün insanların hakkıdır”.

Anday, daha sonra uzun uzun aydınlanma hareketini özetledi:

“Atina’daki aydınlanma ‘düşünce özgürlüğü’ demekti. Bunun üzerinde gene duracağım. Kant’ın demin özetlediğim yazısında anlatılan olay da budur. ‘Bütün insanların bilgi edinmeye hakkı vardır’ neyi demek istiyor? Ancak bilgi edinen insan özgür olur. Özgür düşünce demek, seçme hakkını elde edebilmek demektir, insan, seçme hakkını elde edebilmek için bilgi edinme hakkını önce kazanmalıdır. Bilgi edinen insan da ‘Ben şunu değil, bunu seçiyorum. Ben şu yolu değil, bu yolu yeğliyorum’ diyebilir, işte o vakit, insanın gücü ortaya çıkar; yani insan köle olmaktan kurtulur. Toplumunun, insanlığının geleceğini etkileyecek gücü ele geçirir” dedikten sonra Karl Marx’ın “sosyalist dünya” düşüncesindeki özgürlük anlayışının da söz konusu olduğunu belirtti. Daha sonra konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Sözüme başlarken demiştim ki demin, bütün insanların okuma ve öğrenme haklarını savunmak bugün burada, sizlere çok olağan bir şey gelebilir. Gene eklemiştim, bu hakları almak kolay olmamıştır. Bu hakkı insanlar çarpışarak, kan dökerek hatta, ölerek elde etmişlerdir. Köy Enstitülerine gelmek istiyorum: Köy Enstitülerinin nasıl kurulduğu, nasıl yıkıldığı meselesine getirmek istiyorum; niçin yıkıldı? Bugün, sayın arkadaşlarım, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümüdür.

Bunu konuşmak üzere, burada toplandık. Fakat, bence önemli olan, Köy Enstitülerinin yıkılışı olayıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde bu kadar eşi görülmemiş bir kurumun yıkılmasına kim önayak oldu? Evet, neden yıkıldı? Demin, size olağan olduğunu söylediğim bilgi edinme hakkını, bizim köylü çocuklarımıza neden yakıştıramadılar da bu kurumları yıktılar? Buraya gelmek istiyorum. Birtakım tartışmalar oldu, sonra dedikodular biçimine dönüştü, sonra düpedüz karşı gelme hareketi başladı. Benim bu noktada belirtmek istediğim şudur: Bu karşı gelme hareketi, tek parti döneminde doğrudan doğruya CHP içinde başlamıştır.

Halk Partisi içinde ‘sağcı kanat’ diyebileceğim, hatta burada açık seçik biçimde söyleyeyim, o kişileri de tanırım. Bunlar, faşistlerimizdi bizim, faşistlerdi bunlar düpedüz! Bunlar içinde, Halk Partisi’nden milletvekili olmuş, TBMM’ye girmiş adamlar da vardı. Bu takım, CHP içinde daha, Demokrat Parti’den önce, iktidarı ellerine geçirdiler. Yani bir hükümet değişikliği oldu. Ortaya çıkan yeni iktidar, işte bu faşistlerden kuruldu. İsimler de vereyim size (Melih Cevdet kimi adları saydı).

Şimdi size bir anımı anlatacağım, bunu rahmetli Hakkı Tonguç ‘tan dinledim: İsmet Paşa Cumhurbaşkanı, Köy Enstitülerinin kurulmasına en büyük destek. Hatta, biliyorum ki Hakkı Tonguç Bey’e, “Hakkı Bey, bir sıkıntın olursa, doğrudan doğruya bana gel” diyen bir adam. Ama ne oluyor? Tek parti CHP’nin içinde, iktidar sağ kanadın eline geçiyor.

İsmet Paşa, kendi partisinin içindeki muhalefet grubunun düşüncelerini duyuyor elbette ve bir gün, özel treninin hazırlanmasını buyuruyor. Bu trene, Reşat Şemsettin Sirer ‘i de çağırıyor, o bir milletvekili daha. Ama karşı bu harekete, bu enstitüler hareketine. Hakkı Tonguç Bey’i de çağırıyor. Tren kalkıyor, Köy Enstitülerinin bulunduğu yerlerde duruluyor, İsmet Paşa, Reşat Şemsettin, Hakkı Bey… Daha başka ilgililer, gidiyorlar, Köy Enstitüsünü geziyorlar, İsmet Paşa boyuna dönüyor Reşat Şemsettin Sirer’e:

– Nasıl buldunuz Reşat Bey! diyor. O da:

– Çok iyi Paşam, çok iyi Paşam! gibi sözlerle karşılık veriyor.

Şimdi efendim, tren kalkmış. Küçük bir istasyonda köylüler durmuşlar, “Paşa’yı görmek istiyoruz” demişler. Paşa da inmiş, köylülerle konuşuyor. Olayı Hakkı Bey’in kendisinden dinledim, diyor ki: “Trenin öbür tarafına da biz indik. Reşat Şemsettin yanımdaydı”.

Şimdi size, beni çok üzen hikâyeyi anlatacağım. Reşat Şemsettin Sirer, ne diyor biliyor musunuz? “Hakkı Bey, bu köylü çocuklarını neden okutmak istiyorsun?” diyor. Köylü çocuklarının okumasından korkuyor! Hakkı Bey demiş ki:

– Ne demek? Nasıl okutmayabiliriz? Elbette okutacağız! Reşat Şemsettin’in yanıtı şu olmuş:

– Okusunlar da gelip bizi öldürsünler mi istiyorsun! (Bu sırada dinleyiciler soluklarını kesmişler, öyle dinliyorlardı. Anday, konuşmasını sürdürdü.)

Hakkı Bey anlatıyor: “İsmet Paşa trene binmiş. Haber aldık, biz de bindik. Sonra sofrasına çağırdı bizi. Oturduk, ben hiç konuşmuyordum, İsmet Paşa şöyle dedi:

– Hakkı Bey, nedir bu durgunluğunuz? Bir şey düşünüyorsunuz galiba?

– Paşam, “Köylü çocukları okurlarsa acaba bizi öldürürler mi?” diye düşünenler var!

İsmet Paşa, bunun üzerine şunları söyledi:

– Keşke okusalar da gelip beni kesseler evvela!

Melih Cevdet Anday, bu son tümceyi söylerken, elini boynuna götürüyor, kesiliyor gibi yapıyordu. Salonu dolduran, merakla izleyen topluluk birden boşanmışçasına alkışladı Anday’ı. “Ben sözlerimi burada bitiriyorum” sözleri duyulmadı.(Cumhuriyet, 19 Nisan 1990)

* Adam sanat 2003 Nisan ayı.//Server Tanilli-Melih Cevdet Anday’la ilgili anı’dan alıntılanmıştır.

Kaynak : Vecdi YILMAZ

YORUM YAP