Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi :

KOLTUĞUN DEĞİŞTİRİCİ GÜCÜ …

“Roosevelt ve Taft …  İkisi de Cumhuriyetçi Parti’dendi. Yani Amerika’nın muhafazakâr partisinden. Aralarında çok sıcak bir dostluk vardı. Birbirlerine yazdıkları mektuplar bugünkü ölçülerle okunacak olsa, yanlış anlaşılabilecek kadar sevgi doluydu. Theodore Roosevelt, 1901’de başkan olunca William Howard Taft’i önemli görevlerde yanında tuttu. Yıllar içinde gayet uyumlu çalıştılar ve dostlukları da devam etti.

Öyle ki, iki dönem başkanlık yapan Roosevelt, 1908’de üçüncü kez aday olmaktansa, ki o dönemde bu mümkündü, dostu Taft’i aday göstermeyi tercih etti ve bununla da yetinmeyip, onun seçim kampanyasında aktif olarak çalıştı. Ve sonuçta seçim kazanıldı.

Ancak Taft başkan seçildikten sonra bazı şeyler değişmeye başladı. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardı ve Taft da kendi programını uyguluyor, Roosevelt’in başlattığı işleri devam ettirmemek veya onun değer verdiği bazı kişileri görevden almak gibi, Roosevelt’i kızdıran işler yapıyordu. Belki de Roosevelt bir başkan değil, kendi yerine bir arkadaşını seçtiğini düşünüyordu.

Derin bir hayal kırıklığı pişmanlığa dönüştüğünde, 1912 yılında yapılacak olan seçimlerde ona karşı aday olmaya karar verdi. Parti tabanında Roosevelt’e destek fazlaydı ama parti liderin denetimindeydi. Partisi Taft’i başkan adayı seçtiğinde ise Roosevelt başka bir parti kurup oradan aday olmaya karar verdi. Sonuçta ne mi oldu? Muhafazakâr oylar ortadan ikiye bölündü. Roosevelt yüzde 27, Taft yüzde 23 oy aldı. İki partinin toplam oyu yüzde 50 küsur ediyordu ama seçimi yüzde 40 civarında oy alan Demokratların adayı Wilson kazandı.

Ve Cumhuriyetçiler uzun yıllar iktidar yüzü görmedi. Kim haklıydı? Kendisine başkanlığın yolunu açan ve ondan çizdiği yolda yürümesini bekleyen Roosevelt mi, yoksa başkan olarak otoritesine saygı bekleyen Taft mı?”

Koltuğun değiştirici gücü öyle etkilidir ki an gelir baba oğlunu dahi öldürebilir… Pısırık olsun önemli değil yeter ki sözümü ve gözümü takip etsin diye koyarsın üç gün sonra o bile sırtından atmaya başlar… Ancak bu bilinse bile büyüğü küçüğü fark etmez başkanlık koltuğuna oturuldu mu yakın çevrenin dizayn edilmesi bir hastalık derecesinde biat sistemine göre yeniden düzenlemek istenir…
Koltuk tatlıdır…
Hele ki seçenlerin biat sistemi içinde bu yapı içinden beslendiği kanallar varsa oturan hiç kalkmak istemeyebilir…
Koltuğun etkisi ve değiştirici gücü seçenlerin bilinçli seçmen olması durumunda sınırlı olur ki bu da demokrasi zemininin oturması yönünden çok çok önemli bir noktadır.
Önemli olan koltuğun gücü değil oturanı seçen halkın bilinçli yurttaş olması ve sorumluluğunun bilincinde olup hassasiyetle verdiği oyun takibi içinde kalıp sürecin içinde olduğunu ve gerçek gücün oyu kullananda olduğunu gösterecek duyarlılığını hissettirecek şekilde örgütlenmiş olmasıdır.
Sevgi ve saygılarımla….

Kaynak : Vecdi YILMAZ

YORUM YAP