Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi :

KERBELA’NIN HİKAYESİ

KERBELA’NIN HİKAYESİ

“Ünlü tarihçi, Muaviye’nin yerine geçen oğlu Yezid’i de bize şöyle tanıtıyor:
“Kendisine böyle bir saltanat devreden babası ölürken bile başucunda bulunmak lüzumunu duymayan, avlanmakla gönül eğleyen Yezid, gününü-gecesini, çalgı-çağanak dinlemekle, köçek-çengi oynatmakla, içip kendinden geçmekle sürdürmeyi adet edinmiş bir kişiydi.”
Zevk ve eğlenceye düşkün olan Yezid, İslamiyette içki, şarap vs.nin yasak olmasına karşın, şairliğini şu ifadelerle gösteriyordu:“Bu şarap Muhammed’in dininde haram ise, sen de onu Meryem oğlu İsa’nın dinince al, iç.”
İbn Yezid, testiden kadehe dökülen şarabın çıkardığı sesi ise, Hatim’le Zemzem arasında koşuşan hacıların ayak seslerine benzetiyordu.
Yezid, babası Muaviye’nin ölümünden sonra kendisini halife ilan etti. Medine Valisi Utbe oğlu Velid’i de İmam Hüseyin’e göndererek kendisine biat etmesini istedi. Yezid, hiç bir gecikmeye meydan verilmemesini ve gerekirse Hüseyin’in hapsedilmesini istemeyi de unutmamıştı.

Medine Valisi Velid de Hüseyin’i makamına çağırarak, Muaviye’nin öldüğünü, yerine oğlu Yezid’in geçtiğini ve kendisine Hüseyin’in biatını almakla görevlendirdiğini söyledi.
Hüseyin bu isteğe şiddetle karşı çıktı. Kendisinin babasına (Muaviye) bile biat etmediğini, Hasan ile Muaviye’nin aralarında bir anlaşma yaptığını hatırlattıktan sonra hilafet’in saltanat gibi babadan oğula geçmemesi gerektiğini anlattı. Hüseyin, şöyle devam etti:
“Şu dünyanın gidişatına bak ya Velid, haksızlık da ağaçlar gibi büyüyüp dal budak salar oldu. Muaviye zaten halifeliği binbir hile ile ele geçirmişti. Bu da yetmezmiş gibi şimdi de oğlu halifeyim diye ortaya çıkıp hak iddia ediyor.”
Hüseyin, bu sözlerinden sonra, kendisinin zalim soyuna biat edenlerden olmayacağını haykırdı. Babasının hilafet adına hançerlendiğini, ağabeyinin hilafet adına zehirletildiğini hatırlattıktan sonra da vali konağını terk edip gitti.

İmam Hüseyin bu meydan okumadan sonra Mekke’den Medine’ye göçü düşünürken Kûfe’ye gitmeye karar verdi. Hatta Kûfe’lilerin biatını almak için önceden amcası oğlu Müslim’i gönderdi. Müslim burada 30.000 biat aldı. Bunu duyan ve çılgına dönen Yezid ilk tedbir olarak İbni Ziyad’ı Basra valiliğinden Kûfe valiliğine atadı. Çünkü Kûfe valisi Numan da Hüseyin’e biat edenler arasındaydı.

Hz. Hüseyin Mekke’den, İbni Ziyad Basra’dan Kûfe’ye doğru yola çıktılar. Kûfe’ye daha önce gelen İbni Ziyad, vali konağına gittikten sonra şehirde korkunç bir terör estirmeye başladı. Yüzlerce kesilmiş insan başı sokakları doldurdu. Bu ilk saldırıdan sonra, biatlarını geriye almazlarsa tümünü kılıçtan geçireceği tehdidini savurarak, halkı sindirdi.
Müslim, Kûfe’deki yeni gelişmeleri İmam Hüseyin’e bildiremeden öldürüldü. Ölüsü Kûfe sokaklarında dolaştırıldıktan başka, İbni Ziyad koparılan başı Yezid’e gönderdi.

Hz. Hüseyin’i Kûfe dışında halk yerine İbni Ziyad’ın ordusu ve komutanı Hür İbni Riyad karşıladı. Son acı durumu Hüseyin Hür’den öğrendi. Daha acısının ilk şokunu üzerinden atamamıştı ki, kumandan Hür, kendisinden de Yezid’e biat istedi.

Kumandan Hür, “Emir böyle” deyince, Hüseyin buna cevap olarak, “Yezid soyunun kardeşimi öldürdüğünü yedi cihan bilir. Sen binlerce mazlumun kanını üstüne sıçratmış bir katilin söylediklerini emir sayıyorsun, öyle mi?” diye sordu.

Bir yandan Hüseyin’e zarar vermek istemeyen, bir yandan da İbni Ziyad’ın emirlerine karşı çıkamayan kumandan Hür, İbni Ziyad’dan gelen son emri Hüseyin’e şöyle bildirdi: “Ya teslim olup Kûfe’ye götürüleceksin, ya da hepiniz susuz bir yerde konaklayacaksınız.”

Hz. Hüseyin bu son emirle çok zor bir durumda kalmıştı. Çünkü karşısında güçlü bir ordu, yanında ise kendisiyle yola çıkıp buraya kadar gelmiş yaşlı, kadın, erkek, çoluklu çocuklu 70-80 kişi vardı.
Sonunda onlara döndü ve şöyle dedi: “Beraberliğimiz buraya kadar olacak. Ben Yezid’e biat etmem. Ama benim yüzümden size zarar gelmesini de istemiyorum. Ben arkamı size döndüğümde siz dağılın. Yalnız kalmaktan başka sizden bir isteğim yoktur. Ama Yezid’in başımı kopardığını duyarsanız biliniz ki o baş biatsızdır.”

Bu konuşmaya rağmen yanındakilerin Hz. Hüseyin’den ayrılmamaları üzerine Yezid’in komutanı Hür, onları susuz bir yere yürüttü. Burası, tarihe Kerbela adıyla geçecek yerdi.

Susuzluğun ne demek olduğunu ve susuzlukla yapılan işkencenin korkunçluğunu bu bir avuç insandan daha iyi bilenin olamayacağını bütün tarih kitapları kalın harflerle yazdı.
Kerbela’da çöl ortasında aç ve susuz kalmış bir avuç insanın üstüne Yezid tarafınan ordu üstüne ordu gönderildi. Takviye edilen yeni ordunun komutanı ise, Hüseyin’i Kûfe’ye çağıranlardan Ömer İbni Saad idi. O da Hüseyin’i “Ya biat, ya savaş” tercihiyle karşı karşıya bırakmıştı.

Savaş başlamadan önce, bir yanda sayıları binlerle ifade edilen Yezid’in ordusu, bir yanda da susuz, yorgun, uğradıkları haksızlıkların acısı içinde bekleşen 70-80 kişi vardı: Hz. Ali’nin oğulları, İmam Hasan’ın oğulları ve diğerleri… Yani Hz. Muhammed’in soyu, ehlibeyti.
Hz. Hüseyin, Yezid’in ordularının karşısına; başında Hz. Muhammed’in sarığı, boynunda kılıcı, elinde ise babası Hz. Ali’den devraldığı sancakla çıktı.

Hz. Hüseyin, Yezid’in ordusuna, bir insanın iktidarı ne kadar güçlü olursa olsun, inanmış insanların bu gücü kırabileceğini göstermek istiyordu.
İmam Hüseyin, tek tek bütün komutanları yenince bütün ordu üstüne saldırdı. Yüzlerce asker saldırıya geçti. Kumandan Ömer uzaktan bağırıyordu:
“Başını kesin… Başını kesin.”
Simr adlı bir asker kanlar içinde kıvranmakta olan Hüseyin’in başını gövdesinden ayırdı ve koşarak komutan Ömer’e götürdü. Ömer bu kesik başı eline alıp, “İşte Yezid’in önünde eğilmeyen Hüseyin’in başı. Allaha şükürler olsun ki görevimizi yerine getirdik. Allah bunu bizlere nasip etmiştir” dedikten sonra, Hüseyin’in kesik başı ile birlikte Yezid’in sarayına doğru yola çıktı.

Hz. Hüseyin, Hicret’in 61. yılı Muharrem ayının onuncu günü, ikindi vakti Kerbela’da işte böyle katledildi. Katledildiğinde 56 yaşındaydı.”
….
“Kerbela olayından iki yıl sonra Yezid de öldü ve yerine oğlu İkinci Muaviye halife ilan edildi. İkinci Muaviye çok farklı bir kişilik sergiledi; hilafetinin 40. günü Ümeyye Camisi’nde verdiği hutbede, minbere çıkıp Allah’a hamd-ü sena ettikten, Peygamber’e salavat getirdikten sonra Aliyel-Mürteza’nın faziletlerini, üstünlüğünü ve Kerbela şehitlerine yapılan zulmü birer birer anlattı ve zalimlere lanet okudu ve şöyle devam etti:
“Ey nas! Biliniz ki ben, bu zulmün devamına tahammül edemem. Hilafet makamı Ali’ye ve evladına ait bir makamdır. Ben, bu hakkı gasbetmekten Allah’a sığınırım ve kendimi bu makamdan geri alıyorum.”

İkinci Muaviye’nin annesi ile birleşen Mervan o gece ikinci Muaviye’yi zehirleyerek öldürttü. Yerine de kendisi halife oldu.”

Şubat ayında ölen halife II. Muaviye’nin kardeşi, Halid bin Yezid, Mervan’a veliaht tayin edilir. Mervan’ın babaannesi Ermenidir. Halife olarak biat alan Mervan, konumunu Şam’da sağlamlaştırmak ister. İki zafer kazandıktan sonra oğlu Abdülaziz’i Mısır’a vali atayıp Şam’a geri döner.
Mervan, bir yandan da, hilafeti kendi çocuklarına devretmenin yolunu Yezid’in dul kalan karısı Fahite ile evlenerek aşar. Bu, siyasi bir evliliktir. Ardından da, kendi oğulları Abdülmelik ve Abdülaziz’i veliaht atar.
Mervan, bununla da yetinmez, Halid hakkında olumsuz bir intiba uyarmaya çalışır. Halid hakkında ileri geri konuşmayı ve onu Şam eşrafı önünde küçük düşürmeyi ve alay konusu etmeyi alışkanlık edinir. Halid’in bu duruma içerleyen annesi Fahite, bir gece, uyumakta olan Mervan’ı yastık ile boğar. (Nisan/Mayıs 685)
Mervan, takriben 10 ay süren halifeliğinin ardından, bu şekilde hayatını kaybeder. Veliaht tayin ettiği oğlu Abdülmelik ise, 20 sene iktidarda kalacaktır.

Hz. Ali ”İnsanlar uykudadır. Öldükleri zaman uyanacaklar ”
Hazreti Hüseyin “Ölmek yenilmek değildir.”
….
İnsanlığın 2500 yıllık birikimi senin ellerinin altında, kütüphanelerde seni bekliyor.
“Seneca’yı dinlemek için neden acele etmiyorsun?
Socrates’in yanında baldıran zehri içmek için neden koşmuyorsun?
Hz. İsa’yı çarmıhtan indirmek için neyi bekliyorsun?
Taif dönüşünde Muhammet’e atılan taşlara neden set olmuyorsun?
Hz. Hüseyin’e neden bir yudum su vermeye koşmuyorsun? Moore’u ateşten kurtarmaya neden gayretin yok?
Kant’la sohbet etmek için neden coşmuyorsun?
Marks’a neden yardım etmiyorsun?
Fromm’un kitaplarını taşımasına neden yardım etmiyorsun? Goethe’yi Çemişgezek’e Almanca öğretmeni olarak tayin edenlerden misin?
Cemil Meriç’e neden kitap okumuyorsun?”
….
Hazreti Muhammedin en güçlü yanı uygulama da en zayıf yanı olarak görülse de insan her zaman iyi den nefes alır, güç alır ve hep ışığa, iyiliğe doğru koşar….
Hazreti Muhammed, okuyan, düşünen ve kendi benliğinin bilincinde olan insana güvendi ve geride bir kurumsal otorite bırakmadı. İnanan ile Allah arasında bir aracı olmasına ihtiyaç olmadığı, herkesin Allah’ın iradesini kendi başına anlama beceresine sahip olduğu ve geçmiş ile bağını koparmamış olmanın, kişinin gelecek konusunda karar verebileceği anlamına gelmediği yönündeki bilinen ancak devrim niteliğinde ki bu fikir ile güç kazanıldığı bilinmelidir. Bu cümlenin açılımı çok nettir. “Gerçek İslam” sorusunun yanıtlarının sonsuzluğudur…. İyinin tanımında olduğu gibidir… İyilik de kötülük de olaylara ve zamana göre değişiklik gösterir… Dünün zalimleri bugünün alimleri olduğu gibi mesela…
O yüzden insanlık var oldukça Hazreti Muhammed hep var olacak ve tartışılacaktır. Çünkü insan böyledir. İnsan kendisiyle mücadele etmediği sürece kötülüğe yenilir ve yeryüzünün en büyük düşmanı olur. “Kerbela” de gördüğümüz ya da bu konuda bildiklerimiz bunun en güzel örneğidir. Yezid, Hazreti Muhammed’in soyunu bitirirken öldüğünde yerine geçen oğlu II. Muaviye de babası Yezid’i bitirmiştir. Bugün Müslüman olmak kolaydır ancak insan olabilmek o çok zordur. Hazreti Muhammedin felsefesi ve iradesini anlayan ve içindeki Tanrıya ulaşan kişi gerçek mümindir… Bunun ilacı da reçetesi de sevginin gücüne inanmaktan geçer…
Gücün sevgisine inananlar içinde sözü Hazreti Mevlana söylesin: Sultan Veled babasına bir sohbet anında şöyle diyor:“Bu zaman ne güzel bir zamandır, bütün insanlar samimidir inançlıdır. İnkarcılar varsa da güçleri yoktur!”
Mevlana, “Bahaaddin neden söylüyorsun bunu?”diye sorunca,

“Şundan dolayı,” diye karşılık veriyor oğlu, “önceki zamanlarda, Enel hak’ dediği için Hallacı Mansur’u dârağacına çektiler. Onca ulu şeyhi öldürdüler. Tanrıya hamdolsun! Zamanımızda babamız Mevlana Hüdavendigar’ın her beyitindeBen Allahım ve tesbih edilmeye, zikredilmeye layığım’ sözü vardır, ama kimse ağzını açıp da bir şey demiyor!”
Mevlana’nın buna yanıtı tam kendi şanına uygun:

“Onların makamı aşıklar makamıydı oğlum, aşıklar belalara düşkün olurlar. Bizim makamımız ise maşukluk (sevilmeklik) makamıdır!””
Bilmem anlatabildim mi…
Sevginin gücüne inananları da çocuklar anlatsın…
Hitler Almanya yi dolaşmaya çıkmaya başlamadan önce adamları halka emir yağdırmış. Demişler ki Hitler’i karşılamaya gelenler yıkanmış ve pirüpak olacak.. Ne oldu biliyor musunuz… Bir avuç çocuk biz yıkanmayacağız, dedi…
Direnenler her daim kazanır…
Sözümüzü Hazreti Muhammed ile bitirelim: “Allah indinde herkes, insan olarak, bir tarağın dişleri gibi birbirine eşittir.”
(Hz. Muhammed)
Sevgi ve saygılarımla…

Kaynak : Vecdi YILMAZ

YORUM YAP