Yayınlanma Tarihi :

KAZDAĞLARI’NDA ÇEVRE HUKUKU DA HİÇE SAYILDI

KAZDAĞLARI’NDA ÇEVRE HUKUKU DA HİÇE SAYILDI

Balıkesir Baro Başkanı Erol Kayabay, Kazdağları’nın Çevre Hukuku’nu hiçe sayan türlü senaryolarla maden ocaklarının, termik santrallerin, RES’lerin, HES’lerin merkezi haline getirilmek istendiğini söyledi. Kayabay, “Kazdağları’nda altın madenine ve siyanüre karşı hukukun genel ilkeleri çerçevesinde var gücümüzle mücadele verirken; firmaya tanınan olumlu ÇED raporu hakkındaki hukuki sürecin de sonuna kadar takipçisiyiz” dedi.

Kazdağlarında çevre hukukunun hiçe sayıldığını söyleyen Baro Başkanı Kayabay’ın açıklaması şöyle:

“Kazdağları, gerek bulunduğu yöreye ve gerekse dünya coğrafyasına kattığı kültürel, ekolojik ve ekonomik değerleriyle insanlık tarihinin en nadide yaşam kaynaklarının başında gelmektedir. Bölge insanı için bir oksijen membaı olması yanında, yaban hayatının da en temel yaşam sigortasıdır. İçerisinde barındırdığı bitki örtüsü, su kaynakları, meralar, tarım alanları ülkemizle birlikte Avrupa’dan Asya’ya uzanan geniş bir alana can vermektedir”

Ancak Kazdağları, 20. yüzyıldan günümüze değin tarihin her döneminde üstündeki bu doğal güzellikleri ile beraber altındaki değerli madenlerle de menfaat odaklarının iştahını kabartmış; Çevre Hukuku’nu hiçe sayan türlü senaryolarla maden ocaklarının, termik santrallerin, RES’lerin, HES’lerin merkezi haline getirilmek istenmiştir.

“TEHLİKE ÇOK YAKINDA”
Kazdağları’nda işte yine öyle bir süreçle karşı karşıyayız. Kirazlı Köyü kırsalındaki Balaban mevkiinde Kanadalı bir şirkete verilen olumlu ÇED raporu, tehlikenin ne kadar yakında olduğunu göstermekte ve daha şimdiden doğal yaşamı tehdit eder boyuta gelmektedir. Zira proje sahası, Çanakkale’nin tek içme ve sulama suyunu sağlayan Atikhisar Barajı’nın üzerindedir. Bunun anlamı şudur ki, maden faaliyeti ile birlikte bölgenin içme suyu hızlı bir şekilde kirlenecektir.

Öte yandan çıkarılacak maden, aynı bölgede kurulacak siyanür havuzlarında işleneceği için sonuç sadece su kirliliği olmayacak, su doğrudan zehir saçmaya başlayacaktır. Bu durum sadece bölgede yaşayanlar değil; hem tüm insanlık için, hem de tüm canlılar için büyük tehlike arz etmektedir.

“SU ZENGİNİ ÜLKEMİZ SU FAKİRİ OLDU”

Son yirmi yıl içerisinde ülkemizin kuruyan tatlı su gölleri ve akarsuları ile birlikte kaybettiği kaynaklar nazara alındığında, Atikhisar Barajı’ndan bölgeye verilen suyun önemi daha iyi anlaşılmalıdır. Yanlış politikalar, verilen tavizler sonucu su zengini bir ülkenin nasıl su fakiri haline geldiği ise durumun vahametini göstermesi açısından önemlidir. İklim değişiklikleri, küresel ısınma, plansız şehirleşme, artan dünya nüfusu gibi pek çok faktör, suyun değerini daha da yüceltmekte ve hatta malumu olduğu üzere 21. yüzyıl dünya siyasetini petrolden ziyade su politikaları üzerine şekillendirmektedir.

Peki, o halde, elimizdeki bu eşsiz değerlerden vazgeçmek, “bile bile lades” misali canlı hayatını riske etmek niyedir? Maden yataklarıyla zengin Kanada’nın yeraltı şirketleri, kendi ülkelerinde koparamadıkları izinleri, düşüremedikleri maliyetleri okyanus aşırı Kazdağları’nda nasıl bir cesaretle elde edebilmektedir?

“PROJE İPTAL EDİLMELİ”

Bizler, gerek bölgenin her anına tanık yaşayan bir ferdi ve gerekse haksızlıkların karşısında dimdik duran Balıkesir Barosu avukatları olarak; Kazdağları’nda altın madenine ve siyanüre karşı hukukun genel ilkeleri çerçevesinde var gücümüzle mücadele verirken; firmaya tanınan olumlu ÇED raporu hakkındaki hukuki sürecin de sonuna kadar takipçisiyiz. Bu nedenle tüm canlıların su hakkına doğrudan tecavüz niteliğindeki projenin derhal iptali için yetkilileri göreve davet ediyor, toplumun her kesimini bir dünya mirası ve çocuklarımızın geleceği olarak Kazdağları için tek ses, tek yürek olmaya çağırıyoruz.” (balikesir24saat)

Kaynak : balikesir24saat

YORUM YAP