İKLİM AKTİVİSTİ ÜÇ GENÇTEN CUMHURBAŞKANI VE ÇEVRE BAKANLIĞINA DAVA

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi :
İKLİM AKTİVİSTİ ÜÇ GENÇTEN CUMHURBAŞKANI VE ÇEVRE BAKANLIĞINA DAVA

İklim aktivisti üç genç, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması kapsamında sunmuş olduğu iklim hedefinin yetersiz olması nedeniyle hukuki yollara başvurarak gelecekteki  haklarının korunması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na dava açtılar.

Memet KOŞAR(balikesir24saat.com) Türkiye’nin iklim krizi ile daha güçlü bir şekilde mücadele etmesi için yıllardır kampanyalar yürüten Balıkesirli genç iklim aktivisti Seren Anaçoğlu (20)  iki aktivist arkadaşı Atlas Sarrafoğlu (16)  ve Ela Naz Birdal (17) ile birlikte Türkiye’nin iklim hedefi olarak sunduğu  güncellenmiş ulusal katkı beyanının yetersiz kaldığını, bunun bir iklim eyleminden ziyade iklim eylemsizliği olduğunu öne sürerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na dava açtı.

Bu beyanın hazırlanmasında şeffaf bir süreç işletilmediğini savunan üç genç aktivist Türkiye’nin bilimsellikten uzak, etkisiz ve yeterli olmayan iklim krizi ile mücadele hedefinin iptal edilmesini ve yenilenmesini talep ettiler. Gelecek haklarını savunan gençler ayrıca change.org/iklimdavasi adresinde bir de imza kampanyası başlattılar.

DÜNYADA ÖRNEKLERİ VAR

Dünyada bu davanın benzeri olarak açılmış birçok iklim davası mevcut. Altı Portekizli genç açtıkları davayla Türkiye’nin de bulunduğu 33 ülke hakkında şikayette bulunarak söz konusu ülkeleri sera gazı emisyonlarını azaltmamakla suçlamıştı.

Seren Anaçoğlu. Atlas Sarrafoğlu ve Ela Naz Birdal Türkiye’nin güncellenmiş ulusal katkı beyanını Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Sekretaryası’na sunmasının ardından, Bu beyan ne yazık ki bir sera gazı emisyonu azaltımı değil, artırım taahhüdü. Türkiye bir iklim afetleri ülkesi ve biz gençler olarak daha güçlü iklim hedefiyle geleceğimizin güvence altına alınmasını istiyoruz” dedi.

Gençler Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması kapsamında sera gazı emisyonları hakkında aldığı kararlar ile ilgili Cumhurbaşkanlığı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na açılan ilk iklim davasının öncüleri oldular.

Hem Avrupa Birliği İklim Elçisi hem de Hukuk Fakültesi öğrencisi olan yazılarıyla Balıkesir’in internet gazetesi http://balikesir24saat.com ‘a da katkı sunan Seren Anaçoğlu’nun konu ile ilgili açıklaması şöyle:

“Türkiye’nin iklim kriziyle mücadele kapsamında yayınladığı ulusal katkı beyanında,  emisyon azaltım taahhüdünden ziyade 2030’a kadar yüzde 30’dan fazla artış sözü var. 2053 yılında karbon nötr olacağını ifade eden Türkiye’nin 2053’e kadar karbonsuzlaşmayı hâlâ nasıl hayata geçireceğine ilişkin tutarlı ve bilimsel bir yol haritası yok! Kömürden ve fosil yakıtlardan çıkış tarihi yok! Enerji ve maden sektöründe etkili iklim eylem planı yok! Ama ne yazık ki kömür ve maden lobisinin var olmayı ve bizi zehirlemeyi sürdüreceği bir sistem var! Gençler için gelecekte daha çok işsizlik, kirlilik, iklim afetine karşı savunmasızlık var! Biz gençlerin ve çocukların yaşam hakkının, gıda, su, hava gibi temel haklara erişim haklarının kısıtlanması hatta ortadan kalkması tehlikesi var! Bu sebeple gelecek hakkım için DAVACIYIM!”  

11 yaşından beri iklim aktivisti olan Atlas Sarrafoğlu açtıkları iklim davaları hakkında şunları söyledi:

“Ben büyüklerimden daha farklı bir dünyaya geldim. Birbirini tetikleyen bir sürü felaketin içinde kalmış bir dünya. Bir varoluş krizi bu. Kendi elimizle gezegenimizi yakıyoruz. Fosil yakıtların kullanımı çok uzun zaman önce bırakılmalıydı. Hükümetler ve büyük şirketler sahip oldukları güç ve parayı insanlığın geleceğine tercih ettiği sürece bu krizin önüne geçebilmek mümkün olmayacak.  

Ben bir iklim aktivisti genç olarak, Türkiye’nin çok geç imzaladığı Paris Anlaşması’na uygun olarak emisyonların düşürülmesini istiyorum. Çocuklar ve gençler iklim krizine sebep olmadığı halde şu anda en büyük risk altında olanlar aslında. Dolayısıyla çocuk haklarının da hiçe sayıldığı bir ortamı kabul etmiyorum. Bizlerin, “bu ülkenin geleceği” diye bahsettiğiniz gençlerin geleceğini mahvediyorsunuz. En çok Türkiye’yi tehdit eden iklim krizine karşı resmen hiçbir şey yapmıyorsunuz! Bu sebeple Türkiye’nin daha güçlü bir iklim hedefi vermesi için DAVACIYIM!”

Gelecek hakkı için mücadele ettiğini vurgulayan genç iklim aktivisti Ela Naz Birdal şu açıklamalarda bulundu:

“İklim krizi küresel bir kriz ve bu mücadelede herkesin üstüne düşen önemli görevler var.  Tüm ülkelerin ellerini taşın altına koyması gerekiyor ki ortak hedefe, 1,5 derece hedefine ulaşabilelim. Türkiye’nin iklim kriziyle daha güçlü bir şekilde mücadele etmesi ve sera gazı salınımlarını azaltması için ara hedef belirlensin. Kömürden çıkış tarihi açıklansın. Gerçek bir azaltım taahhüdünde bulunulsun. Bilimsel yöntemlerle Türkiye’nin karbonsuzlaşma politikası belirlensin ve bağlayıcı hukuk kuralları haline getirilsin. Biz iklim krizi ile mücadele etmek, kendi geleceğimizi garanti altına almak için bu davayı açıyoruz ve change.org/iklimdavasi adresinde başlattığımız imza kampanyamıza tüm genç arkadaşlarımızın da desteğini bekliyoruz! Karbonsuz bir gelecek için DAVACIYIM!”  

Genç aktivistlerin avukatı  Deniz Bayram ise dava ve istemleri ile ilgili şu bilgileri verdi:

“Paris İklim Anlaşması’nın 1.5 C hedefinin gerçekleştirilmesi tüm taraf devletlerin, küresel emisyonlarından tarihsel sorumlulukları ölçüsünde açık, anlaşılabilir ve bilimsel olarak temellendirilmiş yöntemlerle hazırlanan sera gazı emisyon azaltımı yönünde karar vermeleri ve uygulamalarına bağlıdır. Türkiye’nin mevcut sera gazı artırım kararının hangi bilimsel yöntemlerle yapıldığına dair belirsizlik, kömür gibi fosil yakıtlardan çıkış konusunda tarih belirlenmemiş olması, 2030 ve 2038 yıllarını hedefleyen yüksek karbon emisyon artırımı ve 2053 net sıfır kararı ile  uyumlu değil ve çelişkiler içeriyor. Son yıllarda iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri yaşama, sağlık, gıda ve suya erişim gibi temel insan haklarını ihlal olarak yoğunluğunu artırdığına tanık olduk. Bu davanın aciliyeti, Türkiye’nin bilimsel verilerle savunabildiği bir iklim planını sunmasının ve gelecek kuşakların insan haklarını korumasının aciliyetinden kaynaklanıyor.

Dünyanın dört bir yerinde çocukların, gençlerin açtığı iklim davaları bize devletlerin suçu ve sorumluluğu birbirlerine atmayı bırakıp sorumlulukları ölçüsünde hakkaniyetli, açık, bilimsel ve hukuken belirli iklim planları yapmaları gerektiğini gösteriyor. Bu dava sürecinde ortaya çıkacak olumlu bir karar, sadece Türkiye için değil, özellikle tarihsel emisyonu yüksek olan ülkelerin iklim taahhütlerini daha da hırslı ve kararlı hale getirmesi yönünde pozitif bir etki oluşturabilir.”

Avukat Kerem Altıparmak ise şu çağrıda bulundu:

“İklim değişikliği ve bunun yol açtığı sonuçlar hepimiz ama özellikle de çocuklar ve gençler için öncelikli bir insan hakları sorunu. Paris Anlaşması bu sonuçların önlenmesi için devletlere yükümlülük yüklerken, uluslararası insan hakları mekanizmaları da Paris Anlaşması kapsamındaki yükümlülükleri bireylerin insan hakları ile ilişkilendirmektedir. Türkiye, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hem de Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi önünde iklim değişikliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği için şikayet edilmiştir. Hükümet, bu başvurularda başvurucuların Türkiye’deki ulusal mekanizmalarda bu iddiaları ileri sürebileceklerini; idari yargı mercileri ve Anayasa Mahkemesi’nin iklim değişikliğine ilişkin hak taleplerini çözmeye yetkili yargı makamları olduğunu ileri sürmüştür. İşte biz bu dava yoluyla bir yandan Türkiye’nin uluslararası çevre hukukundan kaynaklı yükümlülüklerini, bir yandan da gençlerin ve çocukların yine uluslararası insan hakları hukukundan kaynaklı haklarını Türkiye’deki yargı makamlarının dikkatine sunuyoruz. Yargıyı; uluslararası yükümlülüklerine aykırı davranan, çocukların ve gençlerin geleceğini tehlikeye atan yürütme erkini denetlemeye davet ediyoruz.”

Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelede neleri yapması gerekirken yapmıyor?

* Emisyonlardan azaltım taahhüdü yok! Türkiye, 2030 yılında artıracağı emsiyonlardan %41 azaltım taahhüdü veriyor. Ne var ki bu gerçek bir azaltım değil. 2038 yılına kadar ise emisyonlarını artırmaya devam edeceğini ifade ediyor ve 2030’a kadar yüzde 30’dan fazla artış sözü verilmiş oluyor.

* 2053 yılında karbon nötr olacağını ifade eden Türkiye’nin 2053’e kadar karbonsuzlaşmayı hala nasıl hayata geçireceğine ilişkin tutarlı ve bilimsel yol haritası da yok!

* Kömürden ve fosil yakıtlardan çıkış tarihi yok!

* Enerji ve maden sektöründe etkili iklim eylemi planı yok!

* İklim krizi evimizde. İklim afetleri evlerimizi yıkıyor, bizi evsiz bırakıyor, gıdaya, suya erişimi kısıtlıyor ancak Türkiye’nin uyum planları da iklim kriziyle mücadele etmeye yetmiyor. Türkiye’nin iklim krizinden bizleri korumak için uyum planı da yok!

Peki Türkiye’nin vaatlerinde neler var? 

* Kömür ve maden lobisinin var olmayı ve bizi zehirlemeyi sürdüreceği bir sistem var!

* Belirsizlik var!

* Gençler için gelecekte daha çok işsizlik, kirlilik, iklim afetine savunmasızlık var!

* Biz gençlerin ve çocukların yaşam hakkının, gıda, su, hava gibi temel haklara erişim haklarının kısıtlanması hatta ortadan kalkması tehlikesi var!

İklimi Değil Sistemi Değiştirin! 

* Ara hedef belirleyin!

* Kömürden çıkış tarihi ilan edin!

* Gerçek bir azaltım taahhüdünde bulunun!

* Bilimsel yöntemlerle Türkiye’nin karbonsuzlaşma politikasını belirleyin ve bağlayıcı hukuk kuralları haline getirin

(balikesir24saat.com)

YORUM YAP