EVİN Mİ VAR DERDİN VAR

Yayınlanma Tarihi :
EVİN Mİ VAR DERDİN VAR

Kiralık evlerin arzında meydana gelen artış ve yüksek enflasyon, birçok ev sahibinin bu durumu fırsata çevirmelerine ve %300’lere varan artış ile gelir elde etmelerine yol açtı.

Diğer yandan hızlı ve yüksek oranda artan enflasyon karşısında eski kiracıların ödedikleri kira bedellerinin değeri düştü. Hükümetin çözüm diye öne sürdüğü ve ev sahiplerinin ellerini kollarını bağlayan yasalarla ülkede yaşanan enflasyonun çok altında kalan %25’lik artış sınırına uyan veya uymak zorunda kalan ev sahipleri ise mağdur oldular, olmaya da devam ediyorlar.

Çözüm odaklı olmayan bu uygulama sürecinde aynı binada 5.000.-/30.000.- TL aralığında değişen kira bedelleri, ev sahiplerinin kimilerini sevindirirken kimilerini de zor durumda bıraktı.

Ev sahipleri adına getirilen genel kısıtlamalarla adil olmayan bu uygulama karşısında mağdur olanlar ile durumu fırsata çevirenler için ancak “Kurunun yanında yaş da yanar” denilebilir.

Yıllardır iyi yönetilemeyen ülke ekonomisinin, halka yansıyan ağır bedelini gidermenin çözüm yolu iyi niyetli ve vicdan sahibi ev sahiplerinin mağdur edilmesi midir?

Emekli maaşı ile yaşamı idare ettirmenin zor olduğu ülkemizde, ek gelir olsun diye dişinden tırnağından artırarak ikinci bir eve sahip olan insanların, adil olmayan bu uygulama ile mağdur edilmesi hak ihlali değil midir?

Binlerce ev sahibi ve kiracıyı anlaşmazlığa sürükleyen, ülkenin birçok sorunu varken bu konu ile arabulucu ve mahkemeleri meşgul eden, kişiler arasında tatsız olaylara sebep olan ve tek taraflı kazanç sağlanan bu duruma, her iki tarafı da memnun edebilecek daha akılcı ve adil bir çözüm bulunamaz mı?

Beş yıl boyunca yüksek enflasyon karşısında  %25 artışla pula dönen kira bedelinin, beş yılsonunda emsal değeri yerine mahkeme kararı ile  “Hakkaniyet indirimi” uygulanarak kiracı lehine karara bağlanması, ekonomik güçlük içinde olan gerçek mal sahiplerinin yasa gereği on yıl mallarının gasp edilerek mağdur edilmeleri anlamına geliyor.

On yıl boyunca “ev sahibinin kendi ve birinci derece yakınlarından doğan ihtiyacı, evin bakım onarıma girmesi,  kiracıların  ödemekle yükümlü oldukları bedelleri geciktirmesi ve diğer sakinlere rahatsızlık vermesi” gibi gerekçeler hariç kiracıların tahliye edilmesi de söz konusu değil.

Zira on yıllık süre tamamlanmış olsa bile tahliye sürecinin, anlaşmazlık durumunda yine mahkeme kanalıyla çözümlenecek olması ve bu sürecin en az iki yıl gibi bir zamana yayılması karşısında mağdur edilen taraf yine fırsatçı olmayan ev sahipleri olacaktır.

Kaldı ki gayrimenkul kira geliri ve emlak vergisi, yıllık kira bedelinin neredeyse iki aylık tutarına karşılık gelmekte.

Ve de kiralanan konut için alınan depozit miktarının zaman içinde değer kaybetmesi sebebiyle evde oluşan hasarın giderilmesi ne yazık ki ev sahiplerine zarar olarak geri dönmekte.

Yasalarla kiracıların hakları fazlasıyla koruma altına alınırken bir şekilde bu durumu lehine çeviren ev sahipleri de yok değil.

Genel kısıtlayıcı yasadan önce, durumu fırsata çevirerek %300’lere varan kira artışı yapan ev sahiplerine yaptırım uygulanabilir ve hala çok geç olmadan bölgelere göre kira bedelleri ile kira artış oranları belirlenebilir.

Kıt kanaat geçinerek zorlukla ev sahibi olan ve vergi ödeme konusunda vatandaşlık görevini kusursuz yerine getiren insanların mal varlıklarından doğan hakları, başka akılların kararları ile sosyal devlet anlayışına uygun olmayan farklı bir yöne evrilecektir.

Bu durumda yasalara uyan ev sahiplerinin haklarının göz ardı edilmesi,  “Evin mi var derdin var” dedirtiyor binlerce ev sahibine. Kendilerini kayıran kanundan güç alan kiracıların tehditkâr davranışları da bardağı taşıran son damla oluyor.

Her iki tarafın da haklarını gözeten adil ve akılcı çözümlerin uygulamaya konulması, şüphesiz ki toplumsal memnuniyeti artıracak ve sorunların çözümünü sağlayacaktır.

YORUM YAP