Yayınlanma Tarihi :

DÜŞÜNSENE…

Düşünsene…
Sosyal medya kadınlara yasak edilmiş ve kadınlar yok…
Nasıl bir tablo ortaya çıkardı, hiç düşündün mü?
…..
Düşünsene…
Kadınların sokağa yalnız başlarına çıkması ve sokaklarda yalnız başlarına dolaşması, yasaklanmış…
Nasıl bir tablo ortaya çıkardı, hiç düşündün mü?
…..
Düşünsene…
Gökyüzünde kuşlar uçmuyor. Gökyüzü bomboş ve sessiz…
Nasıl bir tablo ortaya çıkardı, hiç düşündün mü?
…..
Düşünsene…
Toprakta ot bile yetişmiyor. Ağaçlar yok…
Nasıl bir tablo ortaya çıkardı, hiç düşündün mü?
…..
Düşünsene…
Yeryüzünde renkler kaybolmuş…. Her şey ya siyah ya beyaz…
Nasıl bir tablo ortaya çıkardı, hiç düşündün mü?
…..
Düşünsene…
Denizin içinde balıklar yok, canlılığına yönelik hiçbir işaret yok…
Nasıl bir tablo ortaya çıkardı, hiç düşündün mü?
…..
Düşünsene…
İnsanlar okumuyor… Kitap yok… Müzik yok… Sanat eseri diye bir şey yok…
Nasıl bir tablo ortaya çıkardı, hiç düşündün mü?
…..
Düşünsene…
İnsanlar sevginin ve aşkın varlığından habersiz. İç güdülerine göre davranış eğilimi gösteriyorlar…
Nasıl bir tablo ortaya çıkardı, hiç düşündün mü?
…..
Olur mu diyecek kadar süremiz yok…
Teknolojik devrimler o kadar hızlı oluyor ki sabaha nasıl bir tabloyla uyanacağımızı bilmiyoruz. Yapay bitkiler konuşuluyor, yapay topraklar ve yapay insanlar…
Para öyle büyük şeytan ki…
İnsanı yaşamak adına, yaşarken daha güçlü olmak adına öyle büyük kötülüklere yöneltiyor ki…
Bir film seyretmiştim…
Parası olanlar, yaşlandıkça ihtiyaç duydukları organlara daha kolay ulaşabilmek için kendilerinin aynısı olan canlıyı klonlayarak üretilmesini sağlıyorlar. Ve gelecekleri olmayan bir kuşak ortaya çıkıyor. Onların görevi, efendilerinin yıpranan ya da hastalanan organlarının yerine sağlamlarını ameliyat ile ihtiyaç duyulduğunda vermek…
Olur mu diyecek kadar süremiz var mı bilmiyorum…
60 yıllık yaşamımda yaşadıklarımı düşündüğüm de bazen şok geçiriyorum. Dünün sohbetleri, insana değer veren dokunuşları, her yerin temizliği, saflığı ve bolluğu bu 60 yıl içinde kaybolup gitmişti. Yediklerimiz, içtiklerimiz ve giydiklerimiz artık saf değildi.. Çok olsunlar diye çoğunun genetik şifreleri değiştirilmiş ve değişik katkı maddeleri ile soframıza getirilmişti. Aşk yerini sekse bırakmıştı. Kendini mal konumunda görenlerin sayısı hızla büyüyordu. Yaşamın hızı her geçen gün o kadar hızlanıyor ki insanlar çoğu güvenilir bir dostun sıcaklığında ağlamayı özlemiş durumda…
Kendine olan güveni, öz saygısı gelişmiş bireyin yerine verilen ve istenen ile yetinen ve yine o çekinik bireyin bilmesi gereken ancak işin ve iş şartlarının yoğunluğu ve stresinden dolayı vakit ayıramadığı ve dolayısıyla bilemediği her ihtiyacının iş kolu hazırlanmış ve kazandığı paraları o şekilde harcamak suretiyle kendi hayatının bilincinde olmayan ve kendi hayatını yaşayamayan robot insanlar çağına girer gibiyiz.
Çevresinde olan bitene karşı duyarsız olan, okumayan, düşünme yetisini geliştirmemiş, soru ve sorgulamadan korkan insan kitlesiyle ne yapılabilir, nasıl ortak paydalar geliştirilebilir, geleceğe dönük olarak ortak bilinç hangi heyecan ile oluşturulabilir, bilmiyorum.
…..
Bir odanın içinde milyon dolarlar var. Diğer odanın içinde kuru ekmek, kuru köfteler, meyve ve sebzeler ve su var… Birini seçeceksiniz ve seçtiğiniz odadan bir ay çıkmayacaksınız deseler, inanıyorum ki hepiniz ekmek ve suyun olduğu odayı seçersiniz. Yaşamanın değeri parayla şunla bunla eşdeğer tutulamaz. O milyon dolarlar, birileri bir şey üretecek ki onu satın alırken ancak bir işe yarar. Üretim olmazsa para ne boka yarar ki… Sermaye dediğimiz doymak bilmeyen canavar, emeğin sömürülmesinden ortaya çıkmıştır. Ve tek derdi emeği yenebilmek adına onu yok etmektir. İyi de onu yok ettiğin de kendi de yok olacak, bunu düşünemiyor… Dünya büyük bir hızla yok oluşuna doğru gidiyor.
…..
Erkek-kadın mücadelesi de öyle değil mi? Erkeğin derdi kadını yönetmek adına kadını baskılamak ve kendine köle yapmak istiyor. Bilmiyor ki kadın yoksa kendi de yok olacak… Erkek tohumunun gücüne inanıyor. Kadın o tohuma yataklık etmese, onu içinde büyütmese, beslemese o tohum nasıl dönüşecek canlıya… Canlıyı ortaya çıkaran, kimliğine, kişiliğine dokunarak ona şekil veren kadındır. Erkek burada figürdür. Figürlüğünü sevginin içeriğine samimi ve bilgece dokunuşlar yaparak ve emekle ve bilinçle takviye de bulunursa kendine bir yol aralar… Erkek bu zor yolu değil genelde kas gücünün etkisiyle baskıyla bu işi çözmeye kalkar. Çözüm müdür… Çözüm olmadığı ortadadır…

Dünya giderek daha yaşanmaz bir noktaya doğru hızla gidiyor. Bunu görmek zorundayız. Görmek deyince aklıma Goethe’nin güzel bir sözü aklıma geldi. “Gözlerin açık diye her şeyi gördüğünü sanma.” Görmek için bile bilgiye ve bilincimizin oluşmasına ihtiyacımız var. Bugün dünyamız eğer önlem alınmazsa yeni bir çıkış yolu bulunmazsa burnunun ucunu dahi göremeyenlerin efendilerine tutkuyla bağlı oluşlarının faturasını çok ağır ödeyecek gibi duruyor.
Kilitlenen beyni açmak o kadar zor ki…
Kafka ne güzel söylemiş; Kitap içimizdeki donmuş deniz için balta olmalı… İnsan baltayla insan öldürmeyi o kadar çok severken kitabın kendisini aydınlatmasından da o kadar çok korkuyor… Bu denklemi bir türlü çözemiyoruz.
…..
Düşünsene…
Yapay zeka ve robot insan da öyle bir aşamaya gelindi ki insan insanın baskısından, kendine Müslüman davranışından öyle yılmış ki orası burası fark etmiyor. Japonya da yerel seçimler de Tama City’nin belediye başkanlığı için “AI” adlı yapay zekâ adaylığını koymuş. Bu sefer kazanamamış… Yarın kazanmayacağını kimse bilemez. İnsan seviyor diğer insanın elinden ekmeğini, alın terini almayı, çalmayı ve ezmeyi… Ve korkarım ki bunu değiştiremeyeceğiz…
…..
Midemiz doyuyor da gözümüz doymuyor…
“Basit yaşa ki başkaları da var olabilsin.” Gandhi
“Ölmeden önce ölün.” Hazreti Muhammed
Daha ne desinler…
Sevgi ve saygılarımla…Vecdi

Kaynak : Vecdi YILMAZ

YORUM YAP