Yayınlanma Tarihi :

DOĞAL ALANLARI VE KIYILARI EL ÜSTÜNDE TUTALIM

DOĞAL ALANLARI VE KIYILARI EL ÜSTÜNDE TUTALIM

Eskiden özgür ve doğal oyunlar vardı.

Peki, ya şimdi?

Çocukların doğayı algılama ve deneyimleme biçimleri değişiyor. Doğa ile temasları, yakın ilişkileri giderek kayboluyor.

1950’lerde kimse asit yağmurlarından, ozon tabakasındaki kara delikten ve küresel ısınmadan bahsetmiyordu. Ormanlar, kırlık alanlar, derelerin kıvrımları ve patikalardaki eğimler biliniyordu.

Günümüz post modern düşünce yapısında, insanlar için sınırsız olanaklar sunuluyor. Bir taraftan da çocukların fiziksel ve ruhsal duyuları köreliyor. Bu durum, akıllara bazı soruları da getiriyor.

Bugünün çocukları, tek başına bir ormana keşfe gidiyor mu?

Bir çayırda rüzgârın sesini dinliyor mu?

Yeşilliğe uzanıp bulutların geçişini izliyor mu?

Ve bizler, bir bitkinin adını öğrendiğimizde yeni birisi ile tanıştığımız gibi hissediyor muyuz?

Doğa, merak duygusunu ve yaşama sevincini çoğaltır. Bir çocuğa, ailesinden farklı bir dünya sunar. En büyük şifayı verir. Çocuğun yaratıcılığını destekler.

Bir çocuk da doğada özgürlüğü, huzuru ve hayal gücü için alan genişliği bulur.

Doğa, insanı sakinleştirir. İnsanın odaklanmasını sağlar. Ve duygularını harekete geçirir. Düşlere esin kaynağıdır. İnsan, doğada kendi zamanını yaşar.

Doğa ile ilişki içinde olmak; insan sağlığını, konsantrasyon yeteneğini, yaratıcılığı, çevre sorumluluğuna temel sağlayabilecek bir bağın gelişmesini olumlu yönde etkiler.

Doğanın çocukların yaşamını zenginleştirdiği de bir gerçektir. Doğa ile ilişki kuran bir çocuğun gözlerindeki bayram sevinci sonsuzdur.

İşte bu nedenden dolayı; doğayı ve doğal oyunları bir çocuktan esirgemek ondan oksijeni esirgemek gibidir.

Her doğal alan ise, sonsuz bir bilgi kaynağıdır. Yeni keşifler için tükenmeyecek bir potansiyel içerir. Bunu doğaseverler bildiği gibi doğayı bir reklam aracı olarak görenler de biliyor. Ve doğayı pek çok alanda taklit ediyorlar. Oysaki elektronik ortamlar, doğa gibi duyguları harekete geçirmez. Ve hiçbir zaman unutmayalım ki, doğadan uzaklaşırsak kalbimiz katılaşır.

Doğa anadır, hiç konuşmadan, gizli bir düzeni kendi kendine kuran. Sonrasızlığı ve sonsuzluğu da veren yine doğa anadır.

İnsanlar ve diğer bütün canlılar, çoktan kabul etmiştir doğanın sessiz bilgeliğini. Doğa, sadece oradadır. Herkesi ve her şeyi bağrına basar.

Peki, bizlerin yaşamı da doğa kadar yaratıcı mı?

Tutku, toprağın kendisinden çocukların çamurlu elleriyle çıkar. Ve lekeli giysi kollarından geçip yüreğe varır. Yeter ki biz, doğanın yoluna yönlendirebilelim hayatımızı. Belki onun kadar yaratıcı olamayız. Ama en azından doğa yaşamımızın en özel ve güzel parçası olsun.

Makilerin kokusuna, çamların fısıltısın doğal yaşamın sunduğu güzelliklere, yaşantımızın her döneminde ihtiyacımız var. Zaten bu doğa parçaları, zihinsel ve ruhsal sağlığımız için de gereklidir. Doğada, ruhumuz ve hayal gücümüz kanatlanır.

Doğa zariftir, zarif olmasına. Ama aynı zamanda son derece aldırışsızdır. Ve hiç de affetmez kendisine zarar verenleri.

Bizler, doğa ananın dostları olarak doğal alanları ve kıyıları el üstünde tutalım. Buralar, bir kez kayboldu mu bir kez sonsuza dek kaybolur. Geri dönüşü olmayan bu yok oluşa ne pahasına olursa olsun izin vermeyelim.

Yatışmak, şifa bulmak ve duygularımı akort etmek için doğaya giderim. John Burroughs

 

 

Kaynak : Çiğdem ÇİMEN

YORUM YAP