DEĞMEYİN BENİM ANILARIMA ÜZERİNİZE YIKILIRIM

Yayınlanma Tarihi :
DEĞMEYİN BENİM ANILARIMA ÜZERİNİZE YIKILIRIM

Değmeyin, dokunmayın bana anıların var mı diye, üzerinize yıkılırım. Her günüm bir anı, her anım bir romandır roman. Ben de bir zamanlar öğrenci idim, 57 sene önce 1966 -1967 öğretim yılında sömestir tatilinde Balya’nın Kayalar köyüne gelmiştim. Okuyan tüm Kayalar’lı orta okul, lise ve üniversite öğrencisi arkadaşlarım ile yine köyümüzde buluştuk. Arkadaşım dediklerimin çoğu benim emsalim, bazıları ağabeylerim, bir kısmı da benden küçük kardeşlerim idi.

25 – 30 kişi falan değil,100’e yakın öğrenci benim gibi köye gelmişti. Kuleli Askeri Lisesi’nin ikinci sınıfında idim, bir iki ay öncesinden her arkadaşımızın velisine “oğlumun 15 günlüğüne otobüs – tren veya gemi ile yolculuk yaparak izne gelmesini istiyorum/ istemiyorum” diye imzalanacak taahhütnameler gönderildi. Babam belgeyi imzalayıp zamanında okula göndermişti.

Mevsim kış olduğundan Anadolumuz’un bir çok değişik yerlerindeki velilerimize ya belge ulaşmadı, ya da ulaştığı halde geri dönüşünde postada gecikmeler oldu, benzer sebeplerle bazı arkadaşlarımız belgeleri gelmediği için izine gidemediler, epeyce üzülen ve ağlayan arkadaşımız olmuştu.

***

Önceden görüşüp kararlaştırdığımız gibi, Balıkesir merkez ve ilçelerine gidecek arkadaşlarımız gemi ile Bandırma, Bandırma’dan Motorlu Tren ile Balıkesir’e gideceğimizi beyan ettik. Ücreti tarafımızdan ödenmek kaydı ile gemi ve tren biletlerimiz okul idaresi tarafından temin edildi.

Tatilin ilk günü sabah, şehir hatları vapuru ile Çengelköy’den Karaköy’e geldik ve sefer için bizleri  bekleyen Mudanya gemisine bindik. Hepimiz üniformalıyız “sivil elbise giymek yasak” elimizde Kırmızı/Siyah renkleri olan ve üzerinde Kuleli yazılı birer çanta ve hepsi standart, devletin verdiği haki renkli valizlerimiz yanımızda idi.

Gemi, 09:00 ‘da limandan ayrıldı tahminen dört saat sonra saat 13:00 da Bandırma’da olacağız, iner inmez karşıdaki Tren istasyonundan Motorlu trene binip iki saat sonra Balıkesir’e varacağız. Yolculuğumuzun bitmesini büyük bir heyecan ile bekliyoruz, aramızda ilk kez gemi yolculuğu yapanlar var, başı dönen ve midesi bulanarak gemi tutması yaşayanlar var. Can sıkıntısına yolculuk süresince ilk kez arkadaşlarımdan “Amiral Battı” oyunu öğrendim ve defalarca da oynamıştım.

Rotasında ilerlemekte olan gemimiz arızalandı ve denizin ortasında durdu, iki – üç… dört saat tamir ve onarımla uğraştılar… ve nihayet onarım bitti. Bu arada ağlayan yolcular ve arkadaşlarımız ikide bir ilgililere soruyoruz “nesi var, ne olacak, ne yapacağız, daha ne kadar sürecek”…diye… Oturduğumuz salonda yaşlıca bir beyefendinin başında toplandık , beyefendi emekli bir subay olduğunu söyledi ve “30 – 40 yıl kadar önce aynı şekilde, aynı gemi yine arıza yapmıştı 24 saat denizin ortasında yardım beklemiştik” demez mi, kara kara düşünmeye başladık… ve nihayet gemi onarıldı.

Dört saatlik bir rötarla Bandırma’ya vardık. Demir ve Deniz yollarımız o zamanlar da bile koordineli olarak çalıştığı için / gemi gelinceye kadar tren bekletildiğinden, bizi bekleyen trene bindik, iki – iki buçuk saat sonra 20:00 ‘da Balıkesir’e geldik.

Geldik ama bu saatten sonra, ne Balya’ya ne de Kayalar’a otobüs veya minibüs yok. Mecburen grup başkanımız rahmeti Hasan Aykut Şeran’ın liderliğinde Balıkesir Çömlek Palas Oteli’nde bir gece geçirdik, otel görevlisi bize “kalorifer olmadığı için” dört kişilik bir oda ve ilaveten birer adet battaniye verdi. Ertesi gün öğleden sonra kalkan Balya otobüsü ile hepimiz evimize ve köyümüze gittik. 15 günlük tatilin 12-13 gününü kış olmasına rağmen, güle oynaya geçirmiştim.

***

Büyük bir heves ve özlem ile geldiğimiz tatilin dönüş günleri yaklaştığında şiddetli kar yağışı ve soğuklardan dolayı, kış daha da fena bastırır da dönemez isek kaygısı taşıyorduk.…Tatil bitiyor ve artık tüm öğrenciler okullarına dönecek. Benim istikametim Balya – Balıkesir ve oradan İstanbul. Mevsim kış, her yerde kar var ve hava çok soğuk, kar hala yağıyor, köy kahvesinde toplandık ve karalaştırdık herkes “iki gün önce yola çıkalım yollar kapanırsa hiç gidemeyiz” dedi.

O tarihlerde, Kayalar ve civar köylerden Balıkesir’e gitmek veya Balıkesir’den Kayalar ve civar köylere gelmek için ya Ilıca yolu ile gelip, Ilıca dersini geçeceksiniz veya Balya yolunu kullanarak Kocaçay gibi bir engeli aşacaksınız. Ilıca deresi o tarihlerde ve özellikle kışın üzerinde köprü olmadığı için geçilemez idi. 1959 -1960’larda Kocaçay üzerine köprü yapılmasına rağmen bu kış, köprünün karşı tarafındaki köprübaşı dolgu toprağını sel alıp götürdüğünden Kayalar köprüsü de geçit vermiyordu. Bu gibi durumlarda ve çoğu zaman Kayalar halkı; Kayalar – Büyükpınar – Kırmızılar – Tatlıpınar – Beyköy karayolunu kullanarak Balıkesir’e yaya veya hayvan üzerinde gidip gelmişlerdir.

Tam da bu günlerde, Kayalar’ı Balya’ya bağlayan Kocaçay üzerindeki Kayalar köprüsünün karşı yakasındaki köprübaşının dolgu toprağını azgın akan sel suları almış götürmüştü. Köylülerimiz yardımlaşarak ağaçtan, çakma ve uzatma bir merdiven yapmışlardı onun üzerinden cesaret sahibi olanlar, son dualarını yaparak geçebiliyordu.

Gece karanlığında bizi oraya götürüp emniyetli bir şekilde karşıya geçirecek tecrübeli birisine ihtiyaç vardı. Rahmetli eniştem Ahmet Ercan Karaca,  “ben götürür, sizin hepinizi karşıya geçiririm” dedi, öyle de oldu gece yaya olarak yola koyulduk ve tehlike yaratan köprüden karşıya geçtik, yola devam ile 3 – 4 saatte Balya ilçemize vardık.

***

Balya’ya varınca “otobüs, kamyon ve otostop usulü” Balıkesir’e gidebilenler gitti, ben Kuleli’den arkadaşım Mehmet Çakmak’ın Balya’daki evlerine gittim, üstümü başımı güzelce kuruttum, ısındım ve dinlendim, gece onlarda yattım. Sabahleyin onunla birlikte Balıkesir’e otobüs ile geldik. Balıkesir’de İnanöz otobüs işletmesinden İstanbul için biletlerimizi aldık bekliyoruz, yollar kardan dolayı kapalı olduğu için trafik ekipleri yola çıkmamıza izin vermediler. Sabah dokuzdan akşam saat dokuza kadar on iki saat yazıhanede bekledik, yollar açıldı ve gece yola çıktık. Ertesi sabah saat : 09:00 – 09:30 arası Üsküdar Meydanı’nda otobüsten indik. Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığı’nın ağır kış şartlarından dolayı geç dönen öğrencilere bir iki gün kadar tolerans göstermesi bizleri çok sevindirmişti.

NOT-1:

Kocaçay üzerine 1959 -1960’larda bu modern köprü yapılmış olmasına rağmen, çekilen çilelere bakınız. 1959 ‘dan önceki yıllarda kışın hiç geçit vermeyen Kocaçay, üzerine kurulan makaralı ve palangalı bir SAL ile hizmet verirken, SAL’ı sel almış ve ikisi Kayalar’lı, birisi de Dereyörük’lü üç yiğit sele kapılarak boğulmuşlar. Bu acı ve ibretlik olay ölenlerin genç yaşta vefatından dolayı hala anlatılır.

NOT-2:

Balıkesir – İstanbul otobüs ücreti beş lira idi, fakat Yalova’ya yaklaşınca her zaman olduğu gibi anons yapıldı ve “ikişer buçuk lira daha verirsek otobüsümüz körfezi dolaşmadan, bir an önce arabalı vapurla Kartal’a oradan da Üsküdar’a varacak” dediler. Öyle de oldu ikişer buçuk lira daha verdik.

NOT-3:

İnanöz Yazıhanesi’nde on iki saat yolların açılmasını beklerken çok değişik sohbetlerimiz olmuştu ve memleket meselelerini masaya yatırıp hal çareleri üretmiş ve meseleler üzerinde tartışmıştık . Bunlardan birisi de “İstanbul Boğazı üzerine bir asma köprü yapılsa ne kadar iyi olur” idi. Bu konuyu siyasi lider ve aktörler o günlerde dillendiriyorlardı. Arkadaşımız Bülent Tur’un babası “tabi çok güzel olur” diyor ve konuyu uzatıyordu…

Söze devam ile…“biliyorsunuz araçların ve insanların karşıya geçmesi için Yalova’dan Kartal, Harem veya Üsküdar’a gelip, arabalı vapurlar ile karşıya Kabataş, Beşiktaş  veya Sirkeci’ye geçmek için saatlerce sıra beklerken çektikleri çileleri biliyorsunuz değil mi” diyordu.

Aramızdan veya diğer yolculardan konuya girerek “Daha Zap suyuna bile köprü yapılmamışken bu lüksü Türkiye kaldıramaz, tüyü bitmemiş yetimin hakkı oraya harcanamaz” diyenler de oluyordu. Bizim bu tartışmalarımızdan altı sene sonra köprünün inşası tamamlandı ve köprü Cumhuriyetimizin 50 inci yılında 29 Ekim 1973 tarihinde Boğaziçi Köprüsü adı ile hizmete açıldı. İnci bir gerdanlık gibi Boğazımız’ı süsleyerek köprüye olan  ihtiyacımız da giderildi. Daha sonra Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz  Sultan Selim köprüleri de inşa edildi.

Buna rağmen hala Harem – Sirkeci, Üsküdar – Kabataş, Kabataş – Kartal ve Adalar’a arabalı vapur seferleri vardır. Son zamanlarda İstinye – Çubuklu Arabalı vapur seferleri de yapılmaktadır.

Eskihisar – Topçular hattında feribotlar çalışmaktadır. Yenikapı – Bandırma ve Mudanya seferleri de rağbet görmektedir. Arabalı vapur yerine “feribot” kelimesi sonradan dilimize iyice yerleşmiştir. Osmangazi köprüsü de ulaşımda büyük bir rahatlık, zaman ve yakıt tasarrufu sağlamaktadır.

O günleri yaşayan ve görenler bilir, 15 TEMMUZ 2016 tarihindeki kanlı ve hain Fetö darbesi ile bir çok  şehit verdiğimiz Boğaziçi Köprüsü’nün adı değiştirilerek 15 TEMMUZ Şehitler Köprüsü yapılmıştır.

***

… neyse konuyu dağıtmayalım, yolculuk sona erdi ve Üsküdar Meydanı’nda otobüsten indik. Çok sevindiğim ve unutamadığım bir karşılama ekibi ile Kuleli’deki komutanlarımız ve beraberindeki  askerler bize “Hoşgeldiniz, durakta sizleri okula götürecek askeri otobüslerimiz var sizi bekliyor” dediler otobüslere bindik. Yerler kar ve buz askeri araçlar hariç hiç bir araç hareket edemiyordu. Sıcacık otobüslerle, sıcak yuvamız Kuleli Kışlasındaki okulumuza geldik.

Benim unutulmaz anılarımdan birisi olarak aktardığım bu yolculuktaki yol arkadaşlarımı ve olayın diğer kahramanlarını da ismen sayarak sizlere tanıtmak isterim. Balya İlçemiz’den Kuleli’de okuyan o zamanki birinci sınıf öğrencileri, Mal Müdürü’nün oğlu Bülent Tur ile Danişment’li İsmet Eşer, ikinci sınıfta Kayalarlı Muharrem Kaynak, üçüncü ve son sınıfta Balyalı Zabıt Katibi İsmet’in oğlu Hasan Aykut Şeran, Sobacı Sadettin’in oğlu Mehmet Çakmak ve Manav/ Mavin Hüseyin’in oğlu Yunus Özgeçen vardı. Bu arkadaşlarımızdan Hasan Aykut Şeran henüz yüzbaşı rütbesinde iken TSK’dan ayrıldı ve çok genç yaşta vefat etti. Allahtan rahmet diliyorum, çok zeki ve çok iyi bir subayımız idi.

O günlerden bu günlere… geçen yılların ve yarım asır öncesine kadar Kayalar – Balya – Balıkesir ve Balıkesir’den sonra tüm Anadolu’ya yapılan yolculukların çekilen çilelerini okudunuz.

Bu çileler; asırlarca…ta…Madra Dağı’ndan doğup, dağlar ve ovalar aşarak Manyas gölüne, şimdilerde Manyas barajına dökülen Kocaçay’ı aşarak Balya ilçesine varmak isteyenlerin çilesidir.Keza bu çileler  Kayalar’dan Ilıca Nahiye merkezine ulaşmak isteyenlerin yada doğrudan yaya veya hayvan üzerinde karayolu ile Balıkesir il merkezine ulaşmak isteyenlerin çilesidir. Netice olarak aktardığım bu çileler, Kayalar köyü halkı ile civar köylerimizin halkının çektiği çilelerdir.

Şöyle bir düşünün, bu çileleri çekenlerin elinde, omuzunda ve sırtında, heybesinde ve torbasında taşıdığı yükü, götürdüğü hastasını ve yaralısını nasıl taşıdığını, tüm bu yolculukların karda, kışta, yağmur ve çamurda veya çok sıcak günlerde yapılıp yapılamayacağını… ne çileymiş be kardeşim.

Güzel bir Türk Sanat Müziği eserimiz vardır “Çile Bülbülüm Çile …”,   “Allah” diye söyleriz, yöremiz halkının bu şarkıyı söyleyecek hali bile yokmuş o zamanlar. Buna rağmen, rahmetli Safiye Ayla ve Müzeyyen Senar Hanımefendiler ile bazen Bülent Ersoy’un da seslendirdiği bu güzel eserin Kayalar halkı olarak bizim de çilelerimizi dile getirip getiremiyeceğini takdirlerinize sunuyorum.

Okunuyor olmak dilek ve temennilerimle, çilesiz güzel günler diliyorum.

                                                                                                                                   12 EKİM 2023

                                                                                                                              Muharrem KAYNAK

 

YORUM YAP