CAHİL KALMAYLA MEDENİYET YARATILAMAZ … « Balıkesir Son Dakika – Balıkesir24SAAT

19 Kasım 2021 - 04:58

CAHİL KALMAYLA MEDENİYET YARATILAMAZ …

CAHİL KALMAYLA MEDENİYET YARATILAMAZ …
Son Güncelleme :

19 Kasım 2019 - 9:03

Kılıç her zaman kitabı düşman görmüştür…
Abbasi Halifeliği (751-1258) döneminde başkent Bağdat, dünyanın en zengin kütüphanelerine sahipti. İlmi ve kültürel çalışmalar dünyanın başka hiçbir yerinde görülemeyecek kadar yoğundu. Gerek din bilimleri gerekse matematik, astronomi, fizik, kimya, tarih, coğrafya gibi müspet ve sosyal bilimler üzerinde harıl harıl çalışmalar yapılıyordu. Bu arada Eski Yunan uygarlığına ait bütün eserler Arapçaya çevriliyor, üzerlerinde gerekli açıklama ve düzeltmeler yapılarak onlardan yararlanılıyordu. Bütün bu çalışmalar kitaplaştırılıyordu. Yüz binlerce cilt kitap ihtiva eden kütüphaneler oluşmuştu.

Bütün medeniyetlerin olduğu gibi İslam medeniyetinin de itici gücü olan kitaplar iki büyük darbeye, iki büyük barbarlığa hedef olmuşlardır.

Bunların ilki, 1258’de vuku bulan Moğol istilasıdır. Cengiz soyundan Hülagu Han liderliğindeki istilacılar görülmemiş bir barbarlıkla bütün Bağdat’ı yağmalamışlar; camileri, köşkleri, sarayları yakıp yıkmışlar; binlerce insanı kılıçtan geçirmişler; Bağdat kütüphanelerinde birikmiş yüz binlerce cilt kitabı da Dicle Nehri’ne dökmüşlerdir. Dicle Nehri bu sebeple haftalarca mürekkep renginde akmıştır.

İkinci büyük darbe ise 15. yüzyıl sonlarında (1492) yaşanmıştır. İspanya’da yaklaşık sekiz yüzyıl sürmüş Müslüman egemenliğine İmparator Şarlken tarafından görülmemiş zulümlerle son verilirken bu medeniyetin vücuda getirdiği çok değerli camiler, köşkler, saraylar tahrip edilmiş; bu arada, Granada’nın Babü’r-Remle Meydanı’nda da Müslüman kütüphanelerinde birikmiş bir milyon cilt kitap yaktırılmıştır.

20. yüzyılın başında, ünlü fizikçi Pierre Curie şunları söylemiştir:
“Müslüman Endülüs’ten bize otuz kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Şayet yakılan bir milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık.” (Erol Toy, Cumhuriyet gazetesi, 30.7.1979. )

Selçuklu döneminden de iki örnek verebiliriz… Bilindiği üzere mühendis demek uygarlık demektir…
*1116 YILINDA(Selçuklu dönemi) Artukoğulu Fahreddin Karaaslan tarafından orta açıklığı 40m olan 5 açıklıklı Hasankeyf Köprüsü,
1150 yılında yine Artukoğlu Timurtaş tarafından Botan nehri üzerinde açıklığı 38,60m olan tek açıklı Malabadi köprüsü yapıldı.
Avrupa bu açıklıktaki köprüleri ise ancak 300 yıl sonra yapmaya başladı…

Bugün geldiğimiz noktada olur da çocuklarımız kitap okur diye, düşünmeyi öğrenir diye, soru sorar diye, ödümüz kopuyor. Toplumun aptallaştırılmasını, aptallığı ve para karşılığı sorgulamadan kendini satmayı ilke edinmiş satılmış ruhların ağızlarından çıkan saçma sapan laflar üzerinden yapacaklarına inanmış iğrençleşmiş güruhlar kanalıyla bir toplumu uyutarak ve korkutarak değiştireceklerine ve aptallaştıracaklarına inanmıyorlar mı insanın çıldırası geliyor. Bıraktım her şeyi, Osmanlıdan kalan tüm yazılı evrak ve eserlerini daha iyi şartlarda korumak için yapılan bina bile dere yatağına yapılmış ve içine konanlar nemden çürümeye başlamış. Samimiyetle inandığınız bir şey var mı diye bir soruyu bırakın sormayı akla getirmeyi bile insanlık adına hakaret sayarken insan bu futürsuzluk karşısında düşünmeden edemiyor. Vicdanları, para ile kötülük ile kaplanmış bu güruhlar karşısında iyiliğin savunması biliyorum çok güç, ancak yine biliyorum ki benzerse iyilik de kaybeder. Çünkü çok kötüler. Hiçbir insan bu kadar kötü olamaz, olmamalı, olmadı da zaten…
Tarihin hiçbir safhasında kötülük hiçbir zaman değer kazanmadı, değer üretmedi. Para dışında biz şunu karşılıksız seviyoruz dediğiniz bir doğrunuzu gösterin…
Sakın Hazreti Muhammed demeyin… Sevmediğinizi siz de biliyorsunuz… Çünkü çocukları ve kadınları sevmiyorsunuz… Çocukların yaşamlarını geleceklerini karartarak, bu karartma üzerinden bir gelecek, bir değer üretilemez. Kötülük, değer üretmez…
Kadın kimliği hiç bir dönem de bu kadar yozlaştırılmadı ve değersizleştirilmedi ve korkutulmadı.
Ve bütün bunları yapan güruhlar hiçbir zaman bu kadar değer görmedi.
Ve bütün bunlar cahillik üzerinden yapıldı. Kadına değer vererek, çocuk ve eşitlik kavramı ve okuma ve bilim ve aklın geliştirilmesi ve aklın özgürleştirilmesi üzerinden yeni bir medeniyet devriminin yolunu açan Hazreti Muhammed ve dini bugün emperyalizmin denetimi ve istilası altındadır. Bu denetim ve istila da ne acıdır ki bu güruhlar eliyle yapılmaktadır. Bir sevgi ve akıl dini olan Múslümanlık(İslam) bugün teslim alınmış ve bu guruhlar eliyle oluşturulan korkutulma ve kötülük üzerine dayanan eylemler nedeniyle dünya genelinde oluşturulan nefretin odak noktası olmuştur.
Hazreti Muhammed bilgiyle, akılla sevilir ve anlaşılır. Cahilin sevgisiyle ancak ortaya yeryüzünün en büyük kötülüklerini yapacak güruhlar çıkartılır. Emperyalizm içerideki bu güruhlar eliyle kendi iğrenç elini bulaştırmadan bunu öyle güzel yaptırıyor ki…
Bugün kitaptan, felsefeden, matematikten ve düşünmekten korkan bir konumdayız. Okullar da kütüphaneleri, kitap odalarını kitap raflarına dönüştürdük. Mevcut kütüphaneleri işlevsiz hale gelsin diye yokluklar içinde boğuşmaya bıraktık. Kitapların niteliğini niteliksize bıraktık.
Oysa bir caminin maliyetiyle ülkenin kültür devrimini tamamlayabilirdik. Kütüphanelerimizi daha nitelikli ve kullanışlı ve değer gören yapılara donüştürebilirdik. Hazreti Muhammed’in camileri döneminin üniversiteleri iken bugün gelinen nokta da üniversite kavramsal olarak halkın gözünde değerini ve gücünü yitirdi.
Bilgi öyle değersizleştirildi ki bu cahilin futürsuzluğu yüzünden, değişimin her alanda son hızla gerçekleştiği bu çağ da insanımız en cahiliye dönemini yaşıyor. Gelecek 10-20 yıl, çocuklarımızın birbirine düşman gözüyle bakacağı bir süreç olacak… Birinin aydınlık dediğine diğeri karanlık diyecek… Birinin insan olmak adına kadınla eşitiz ve birlikte üreteceğiz dediğine diğeri şeytanla erkek bir arada oturup da bir şey üretemez diyecek… Aklını okumayla, bilimle, tartışma kültürü ile geliştir ve çağının en değişimci gücü sen ol diyen Kur’an’ı Kerim kitabını anlamadan okuyanlar, ezberleyenler hayır yalan söylüyor deyip bu ikilem içinde oluşan, oluşturulması hedeflenen kaos ortamında birbirini öldürebileceği bir karanlık tünele doğru gittiğimizin farkında değiliz. Hiçkimse ama hiçkimse kendi mağaralarından çıkmak istemiyor…
“Bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkumdurlar. Başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin zâhiri olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkansızdır.” Platon’un mağara benzetmesi…
Mağaralarda sıkıştırılıp yok edilen insanlığı sıkıştığı mağaralardan kurtaran ve önlerine akıl ve bilim ile bir yolculuk koyan Hazreti Muhammed’in bugün tapınak konumuna sokulan tesisler içine hapsedilmesinin dayanılmaz sıkıntısının ağırlığını yaşıyoruz. Emperyalizm beyinlerimizi işlevsiz hale getirdi ve bizleri adeta mankurtlaştırdı. Bu mankurtlaşma işkencesinden kurtulmak zorundayız…
Bunun da tek yolu, okuma kültürü kazanmak, düşünmeyi öğrenmek ve nitelikli bilgiye ulaşmak ve onu sorgulamakla olur…
Bilginin bilgisizlikle yenildiği ya da yendirilmek istendiği topluluklar da ancak cehaletin acımasızlığı üzerinden acılar üretilir… Dilerim ki bu acılar daha büyük acılara yol açmasın… Çünkü bizi yok edecek olan birbirini anlamak istemeyecek kadar birbirimizden soğumamız ve uzaklaşmamızdır.
Unutma; bilgiyi, nitelikli bilgiyi ancak daha nitelikli bilgi yenebilir…
Unutma; üniversitelerimiz nitelikli bilgi üretir ve öğretirse değeri olur…
Unutma; cahil insanın bugünkü dünya da değeri çöptür.
Unutma; çöp kendi başına bir şey üretmez ve değeri yoktur.
Unutma; nitelikli bilgi her daim kılıcı yener… Nitelikli bilgiyi ancak gelinen nokta oluşan birikimler üzerinden ulaşılan üst bilgi yener…
Sevgi ve saygılarımla…

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.