DOLAR 32,2448 % 0.11
EURO 35,0074 % -0.01
STERLIN 41,3701 % 0.01
FRANG 35,7046 % 0.11
ALTIN 2.427,65 % 0,11
BITCOIN 68.507,25 1.387
Yayınlanma Tarihi :

BİRİLERİNE YANIT

BİRİLERİNE YANIT

Kış bitti

kar güllerini toplayıp

çekildi bahçelerden

buğulu ıssız günler

 

Kolları çemirli

fettan baharı

ağırlıyor şimdi

ışıkları giyinmiş

sabırsız pencereler

 

Gün ağarmaya görsün

ovalardan dağlara

türküsü yayılıyor

çalı bülbüllerinin

dün tomurcuk olan gül

bugün katmer katmer

 

Yatağını zorluyor

aşk ile soluyan su

her kayadan bir filiz

her filizden bir çiçek

adresini sorguluyor

şen şakrak yaşamanın

 

Kış bitti

bahara erişti türküler

çekildi bahçelerden

buğulu ıssız günler

 

*(Sonsuzluk Aynası isimli şiirim,

Mühür Edebiyat Dergisi

Mayıs-Haziran 2014)

 

 

 

“Her sanatçı dünyaya tek bir şey, tek küçücük şey söylemek için gelir. İşte bunu bulmak, ötekileri de bunun etrafına yerleştirmek gerekir.”

-P.Claudel-

 

Bahar bahçelerinin gümbürtüsünü dinliyorum; daha dün çıplak olan ağaç dalları renklere bürünüyorlar telâş içinde. Dut dutluğunu, gül güllüğünü ve diğerleri aslını hiç yadırgamadan kuşanıyorlar kendilerine ait olan biçimi ve özü. Dipten gelenin ve olması gerekenin türküsü bu. Dışardan gelecek bir müdahaleyle bu telâşe, bu patlamalar bir süreliğine geciktirilebilir ancak. Bu

hava, bu toprak, aşkla fışkıran sular olduğu sürece kökü asla kurutulamaz. Dünyanın bütün ormanları yakılsa da, gökyüzünün yıldızları gibi havaya ve toprağa saçılan tohum binlerce yıl ötelerden taşıdığı özü fışkırır yine. Müdahalede bulunanlar yarattıkları yangınlarla kalakalırlar.

Sarı ya da kırmızı gül, beyaz açan akrabasıyla şenlendiriyor bahçeleri. Isırganın çevresinden dolanırken, leylak salkımlarına yüzümüzü gömüyoruz. Bir yaprağa başaşağı asılan tırtılı, yuvasını onarmak için gagasıyla çamur taşıyan kırlangıcı, yarasını yalayarak sağaltan bir kediyi ve hayata ilişkin bütün kımıltıları; kendini yazan, onaran ve çoğaltan bir şiir gibi izliyoruz. Bu sarmalda biri diğerine asla hesap sormuyor. Benim gibi olacaksın demiyor. Bu bağlamda her obje kendi gerçekliğini besleyip büyüterek, zamanın ötelerine doğru yol alıyor.

Sonsuz ve sınırsız sarmalın insan yanına çevirelim yüzümüzü ve sanata, şiire yürek düşürmüş olanların ne düşündüklerine kulak verelim. Novalis, günümüzden yaklaşık iki yüz yıl önce defterine şöyle yazmış; “Hayatın baskısını bütün ağırlığıyla duyuran peşin yargılar, kıskançlıklar, küçüklükler, bizleri, beşikten bu yana hep kovalamakta, hiçbir istediğimiz de yerine gelmemektedir. Plânlarımız bozulur, umutlarımız söndürülür, görüşlerimiz silinir. Çok kez yapayalnız görürüm ben kendimi. İçimde ve dışımda hep, imgemin güzelliklerini, sevinçlerini karartan üzgü tanrılarının oturduğunu sanırım.”

Zamanı geldiğinde toprağın bağrını yararak binbir çeşit fışkıran bitkinin, bulutlarla oynaşan kuşların, börtünün böceğin ‘üzgü tanrıları’na gereksinme duymadan yazdıkları şiiri göz önüne getirin bir an; içinize dolan yaşama sevincine çelme takanların kim/kimler olduğunu anlayacaksınız. Ben, karganın güvercini ya da bülbülü kıskandığını görmedim hiç.Ya da lahanın salatalığa düşmanlığını duymadım. Fesleğeni koklarken aldığım hazzı, gülden bir başka aldım.Yaşadıkları bahçede hepsine yer vardı ve hepsi sereserpe yanyana, büyük ve sonsuz bir şiirin kelimeleri idiler. Güneşten, sudan ve havadan paylarına düşenden ötesine gereksinimleri yoktu.

Şair, her ne kadar ait olduğu toplumun bireyi ise de son aşamada o bir dünya insanıdır. Aynı doğa gibi olmak zorundadır. Dünyanın öteki ucunda açan bir gül ile, bahçemizdeki nasıl akrabaysa, şair de ayakları toprağa basan herkesin akrabasıdır. Bu yüzden olsa gerek ki Orhan Duru da şöyle diyor, Ekim 1958 tarihli günlüğünde: “Kötülükler, baskılar, eşitsizliklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Bizim işimiz ne burada? Ben ve başkaları. Bu kötü dünyayı kuran da başkaları yaşatan da. Ama öyle sanıyorum ki gene de bizim yerimiz neresi diye soranlar olacaktır”

Bizim yerimiz bu dünya. İşlevimizse, zamanın kendiliğinden söylediği şiirin bir sözcüğü olabilmek. Büyük ve tertemiz dönüşümün bir yerine usulca ilişebilmek. Gerisi, laf kalabalığı galiba.

Kaynak : Bulent GULDAL

YORUM YAP