AY (2)

Yayınlanma Tarihi :
AY (2)

Adam sıcaktan bir türlü uyuyamadı.

Gecenin yarısı kendini boğuluyormuş gibi hissediyordu.

Bugün anlamsız bir şekilde hormonları dans ediyordu. Bu dansın kalbinin rutinini ne kadar rahatsız ettiğinin farkındaydı.

Belki bu huzursuzluğuna çözüm bulmak için kaldığı otelin sahiline inmeye karar vermişti.

Sahile indiğinde içindeki huzursuzluk daha da artmaya başladı. Yalnız olacağını düşünüyordu ama öyle olmadığını fark etti.

Sahil gündüzün aksine o kadar sessizdi ki insana huzur veriyordu. Adama bugün anlamını bilmediği halde huzur yoktu. Huzur bulmak için biraz daha kumlara doğru gitmeyi düşünürken esmeyen havada, parlayan dolunay denizde ışıldayan ışığın içinde sanki gümüş bir heykel dans ediyordu.

Hemen az ilerideki ağacın arkasına geçti. Yakamozun içinde sanki bir deniz kızı, gümüşten bir heykel gibiydi.

Ay ışığının içinde parlayan kadının saçlarının dansı onu çok eskilere götürmüştü.

Adamın aklına kesik kesik görüntüler gelip, gidiyordu.

Kadın sudan çıkıp yavaş yavaş sahilde yürürken daha belirginleşmeye başlayınca adam da anılar canlandı.

Başak tarlalarının ilkbaharda yeşili yazda sarısıydı o…

Görmek zihninde hızlı bir tren gibi geçmişe ergenlik yıllarına götürmüştü adamı. Görmekti erkeğin tutkusu. Öyle değil miydi? Bir erkek sevdiğini ille de görmek isterdi. Görmek bir nevi sahiplenmekti ya da anlamaktı. Kalbi onu gördüğü zamanlarda daha hızla atıp, içinde okyanuslara kavuşmak isteyen akıntıları gibi ılık sular akıyordu.

Yeşil tarlalarda, rüzgârda savrulan o sarı saçlara dokunmayı, kokusunu içine derinine çekmeyi, sarılmayı içine hapsedercesine sarılmayı, onunla saatlerce başak tarlasında el ele yıldızları izlemeyi ne kadar çok istediği aklına gelmişti.

Hatırladıkları kalbinin atışını artırıyordu. Onu görebilmek için tırmandığı yokuşu, tarlalarda ki dansını, bahçede dinlediği müziği, okul servisinde okuduğu romanı, yalnız takılmayı çok sevdiğini, çok insan çok dert yaşam tarzını benimsediğini….

Daha ne çok şey sayabilirdi. Hayatının ilk aşkıydı. Onu her gün görmek için harcadığı çabayı kendisinden daha iyi kimse bilemezdi. Bir defa elini tutmuş olsaydı. Bir defa duygularını söyleme cesareti gösterebilseydim keşke…

Keşkeler hücum etmişti beynine.

Bu keşkelerin içinde yirmili yaşlarının sonlarına doğru geldiğini ve hayatta uzun süreli ilişkilerinin olmadığını, ilişkilerinde bu kalp çarpıntısını, bu ılık akıntıyı, bu nefessizliği, bu tatlı huzursuzluğu hiç bu derece hissetmediğini fark etti.

Aslında çocukluğunun geçtiği yıllara gitmişken ne kadar popüler bir delikanlı olduğunu hatırladı gerçi hala öyleydi. Kız arkadaş edinme konusunda hiçbir zaman zorluk çekmemişti. Cesaret konusunda gayet iyiydi. Gözünü budaktan sakınmaz derler ya öyleydi işte. Lafını esirgemeyen, dürüstlükten taviz vermeyen her zaman her konuda özgüvenli hali adamı yeterince popüler bir kişilik haline getiriyordu.

Kadın ne kadar yalnızlığı, başkaları ile arasına duvarlar çekmeyi tercih etmişse adam o kadar arkadaş canlısıydı ve sosyal bir çevreye sahipti. Adamın duvarları yok gibi görünüyordu. Oysa adam her zaman gizemini korumuştu aslında herkes ile görünüp kendi dünyasındaki güzelliklerle yaşıyordu.

Dünyasının yeşilini, görmeyeli neredeyse on iki yıl oluyordu. Hep merak etmişti, hep merak ediyordu. Hayatında belki de kendine kızdığı ve cesaret gösteremediği tek konuydu hislerini ona ifade etmekti.

Hayatı boyunca hiç reddedilmeyen birisi için reddedilmeyi düşünmek bile çok garipti. Bu duyguyu yaşamamak için kaçmıştı. Kaçmıştı ama sadece gerçekleşmesini ertelediğini ve kendine on iki yıl boyunca ızdırap çektirdiğini anladı. Ertelemek acı çekmekti. Sınırsız bir acı. Ertelediğin her şey önce iyi gibi görünse de daha sonra insanın karşısına büyüyerek ve daha büyük bir acı, ızdırap, yara, iş artık ne ise o olarak geliyordu.

Kadın merhaba dedi. Gizlenmene gerek yok.

Adam ne diyeceğini bilmeden çıktı saklandığı yerden, mahcup bir şekilde sırılsıklam görünen kadına merhaba dedi.

Adam yıllar öncesi uzaktan uzağa izlediği buğday tarlalarında koşan bir çift yeşil göze takıldığını anlamıştı. Şimdiye kadar hiç yakalanmamıştı ve bilinmiyordu. Yaşadıklarına inanamayarak mahcubiyeti daha da arttı acaba tanıyacak mıydı?

Müzik önerisi: https://youtu.be/gZM95ANQu98

Döndü Polat’ın tüm yazıları için tıklayın…

https://www.balikesir24saat.com/author/dondu-polat

YORUM YAP