Aslan Süleyman « Balıkesir Son Dakika – Balıkesir24SAAT

22 Kasım 2021 - 09:27

Aslan Süleyman

Aslan Süleyman
Son Güncelleme :

15 Kasım 2018 - 1:33

İnsanları tanıma adına geliştirdiğimiz ilginç ve tuhaf ölçütlerimiz var! Üstelik günlük yaşamımızın vazgeçilmezi haline gelen bu basmakalıp söylemleri sorgulamadan yeni kuşaklara da aktarıyoruz. Kişinin yapısı, tavrı, bakışları, şi­vesi,  fiziksel özellikleri bize gerekli ipuçlarını verebiliyor. Toplum olarak basit ipuçları ile incelikleri önemsemeden, bi­raz da kolayımıza geldiğinden, genel ifadelerle insanları bir torbaya doldurmayı, kurunun yanında yaşı yakmayı seviyo­ruz. İşte bu yüzden iyi ile kötü arasındaki çizgimizin güveni­lir olmadığını düşünüyorum.

Sahip olduğumuz bu üstünkörü anlayışın, ideal olanın sınırlarını belirlemede yetersiz olduğu aşikâr. İnsanları sığ bir bakış açısı ile sınıflayıp, beklenti ve menfaatlerimiz doğ­rultusunda iyi ile kötü arasında bir yere yerleştirmek özünde hatalı ve bencilce bir tutumdur. Bize uysun ya da uymasın, toplumsal değerleri özümsemiş, yardımsever ve güzel ah­laklı insanlar, özensizce oluşturduğumuz vasat hesaplama­lara kurban edilmemelidir. Varsın onlar bizim mini testleri­mizden sınıfta kalsınlar, önemli olan bir türlü hesaba katma­dığımız güzellikleri onların ne derece hayatlarına yansıtabil­dikleridir.

Artık bu tür batıl değerlendirmeleri ve söylemleri rafa kaldırıp, niteliklerimizi belirlemede söz birliği edilmiş ve ge­nel geçerliği olan daha insani kıstaslar belirlemenin za­manı geldi. Dillere pelesenk olacak, iyiliğin ve iyi olanın sı­nırlarını tüm güzellikleri kapsayacak şekilde genişleten söy­lemler inatla gündelik yaşantımızın tam ortasında olmalıdır. Mesela tüm kalbimizle: “ Bir insanı tanımak istiyorsan onun hayvan­lara tutumuna ya da çevre duyarlılığına bak ”  deme­liyiz koro halinde.

“Bir insanı tanımak istiyorsan, onun engellilere olan tutumuna bak” diyerek kuyuya taşı bırakalım. Fiziksel ve zi­hinsel engelliler için hayatı kolaylaştıran, onlar için dünyayı daha yaşanır hale getiren insanlara gereken ilgiyi göster­meye başlayalım. Bu değerli şahsiyetlerin hak ettikleri öv­güyü alabilmesi, en güzel sıfatlarla onurlandırılarak başkala­rına da özendirilmesi için Süleyman Aslan’ın daha doğrusu Aslan Süleyman’ın anlamlı hikâyesi iyi bir başlangıç olabilir.

Süleyman Dursunbey Atatürk Ortaokulu 8. sınıf öğ­ren­cisidir. Öğretmenleri ve arkadaşları onu efendi ve yar­dımse­ver biri olarak tanımlar. Benim için özel bir öğrencidir Süley­man. Tavırları, konuşurken seçtiği özenli cümleleri karşı­sında kendime çeki düzen verme, aynı şekilde karşılık gös­terme ihtiyacı hissederim. Adeta büyümüş de küçülmüş gi­bidir,  büyüyemeyen ve belki de hiç büyüyemeyecek birçok yetişkinin yanında. Ancak başarıya olan kısır bakışımız nede­niyle, kişisel özelikleri bir kenara atılıp okul ortamında “or­talama” bir öğrenci olarak algılanır. Oysa “Nasıl insanlar ye­tiştirmeliyiz?” sorusunun en net cevabıdır kendisi.

Onu tanımak için aynı sırayı paylaştığı Furkan ile ar­ka­daşlığını görmek, aralarındaki muhteşem bağı hissetmek ge­rekir. Furkan hafif düzeyde zihinsel engeli olan bir kay­naş­tırma öğrencisidir. Kaynaştırma öğrencileri için olmazsa ol­maz algılanan her ne geliyorsa aklınızdan çıkarın. Onlar için gerekli olanın en başta vicdanlı, yardımsever ve sabırlı eği­timciler, sınıf arkadaşları olduğunu Furkan’ın sınıfına baktı­ğımızda anlarız. Bir de üstüne, hemen yanı başında Sü­ley­man gibi işlerini kolaylaştıran, eğitimsel ve sosyal hedef­le­rine ulaşması için elinden geleni yapan birinin varlığı bü­yük bir şanstır.

Her sabah gözünü açar açmaz evde bir telaş hali baş­lar. Alelacele yüzünü yıkayıp kıyafetlerini giyer. Annesinin ha­zırladığı kahvaltı sofrasına, yine onun gönlü olsun diye otu­rup çabucak bir şeyler atıştırır ve soluğu sokakta alır. Za­man kaybetmeden evlerinin birkaç metre ilerisindeki sıra arka­daşı Furkan’ın evinin önüne gelir. Birkaç dakika bekler, eğer Furkan’a denk gelemezse hızlı adımlarla okula doğru yürü­meye başlar. Okul zilinin çalmasına aslında vakit vardır an­cak onun derdi okula değil Furkan’a yetişmektir. Çünkü Fur­kan her gün diğer öğrencilerden daha önce okul yolun­dadır. Yetişemezse, kendisini sınıf penceresinden heyecanla bekle­diğini bilir. Ama o inatla zamanlama hatası yapmak is­temez, yolda onu görmek ister.  Eğer yolda Furkan’a denk ge­lir ise kesinlikle yanına gitmez. 10-15 metre gerisinden ses­sizce ta­kip eder. Karşıdan karşıya geçerken, kaldırımda yü­rürken olası tehlikelere karşı tetikte okula kadar gölgesi gibi izler onu. Amacı arkadaşının yardım almadan kendi başına ayakta durması, problemlerle mücadele gücünün gelişmesi­dir. Yoksa işin kolayıdır Furkan’ın koluna girip ona okula ka­dar eşlik etmek.

Okuldan dönüş yolu da Süleyman için fırsattır. Bu kez Furkan’a eşlik eder. Karşıdan karşıya geçerken nelere dikkat edeceğini, kaldırımları nasıl kullanacağını, olası tehlikelere karşı nasıl tepki vereceğini; kısaca okul ile ev arasını nasıl güvenle kat edeceğini öğretir. Gün olur hayat onları farklı yönlere savurursa, ayrılık girerse aralarına kendisi olmadan da ayakta durabilmesini tüm kalbiyle ister. Yoksa gözü hep arkada kalacaktır.

İki arkadaş arasında mükemmel bir iletişim ve bağ var­dır. Furkan’ı adeta yaşama bağlayan, okuldan ve hayattan tat almasını sağlayan kahramanıdır Süleyman. Etrafında kimse Süleyman gibi candan ilgilenmez, yakasını düzeltmez, omzu­nun üstündeki tozu silkelemez, yaptığı esprilere onun kadar içten gülmez. Öyle herkesle iletişim kurmayı tercih et­mez, seçicidir. Sadece güvendiği, kendisini olduğu gibi kabul eden, ince düşünceli insanlara kapılarını açar. Adam seçer işin özü. Derste güler yüz gösteren, sıcak bir te­bes­sümü kendisinden esirgemeyen öğretmenlerinin adla­rını sayfalarca yazar. Adeta onlara karşılık vermek, memnu­niye­tini dillendirmek için. Ama Süleyman’ın yeri hep çok farklı­dır. Kendisine kaba davrananları uyaran, ders esna­sında an­lamadıklarını kulağına fısıldayan ve yaşama güvenle bağlan­masını sağlayan iyi insandır özetle Süleyman.

Süleyman ve Furkan arasındaki arkadaşlığın en güzel ve anlamlı yanı ise Süleyman’ın Furkan ile kurduğu bu muh­teşem bağı herhangi bir koşula bağlamamasıdır. Olumlu ta­vırlarını herhangi bir beklenti için sergilemez. Güzel davra­nışlarına ilgi gösteren arkadaş ve öğretmenlerini garipser. “Arkadaşına neden bu kadar iyi davranıyorsun?” diye sorul­duğunda yüzünde oluşan “Daha farklı nasıl davranılabilir?”  ifadesi ise “iyiliğin” onda vücut bulmuş hali gibidir. Başka bir olasılık bilmez çünkü. Özünden taşan saflık ve güzelliktir onu iyi insan yapan.

Furkan’ın en çok ilgisini çeken farklı şehirler ve ya­şam­lardır. Usanmadan sayfalarca şehir isimleri yazar. Dış dün­yayı keşfetmek için müthiş istek duyar. Ailesiyle birlikte fır­sat buldukça çıktıkları gezilerin en güzel tarafı, dönüşünde yaşadıklarını uzun uzun Süleyman’a anlatmasıdır. Keyifle yaşadıklarını aktarırken hiçbir şeyi eksik dile getirmek iste­mez. Alabildiğine uzatır muhabbetini ve keyfini. Yaşamaktan büyük bir haz duyar işte o zamanlar. Nispet yapmak da de­ğildir amacı. Derdi; sevincini doyasıya anlatmak, heyecanına ortak etmektir, üleştirmektir aldığı keyfi.

Bu yıl hiç devamsızlık yapmamış Süleyman. Üretebi­le­ceği birçok mazeret varken ısrarla okula devam etmiş. Açıkça söylemese de, okula böylesine bir bağlılık geliştirme­sinin malum sebepleri var! O güzel yüreğinde yeri yok zaten arkadaşını yarı yolda bırakmanın. Hem okula gelmezse ne yapar, ne eder Furkan? Birileri düşüncesiz bir söz ile kalbini kırıp, üzebilir onu. Ya derste öğretmenin dediğini anla­mazsa? Kimin kulağına eğilip yardım ister Furkan? Aklına komik bir şey geldiğinde gülümseyerek gözünün içine bakıp kimi güldürecektir? Hiçbir bahane Furkan’dan daha geçerli ve gerçek değildir. O yüzden hem okulunda hem de dostlu­ğunda devamsızlığa yer yoktur.

Onun yüreğindeki güzelliklere karşılık başarı belgesi henüz icat edilmedi. Süleymanların başarı duygusunu so­nuna kadar hissetmesi, yaptıklarının takdir edilmesi top­lumsal ödevimiz olmalıdır. Olumlu kişisel özelikleri ile başa­rılı kabul edilen ve başarısının tadını sonuna kadar alan in­sanlarımız geleceğimizi aydınlatacak, dünyayı Süleyman gi­biler kurtaracaktır.

Süleymanlar lazım vesselam… İnsanın zehrini alan İN­SAN… Seni olduğun gibi kabul eden, sen olduğun için se­ven. Farklılıklarına tahammül gösteren, seninle ağlayan, gü­len… Konuşurken gözünün içine bakan, anlatmak istedikle­rini sığ­dırdığın ve herkesin anlamadığı o küçücük kelimeyi cımbızla çeken, “haydi yapabilirsin” diyen… Okulda her yerde daha çok Süleyman…

O küçük aklınla! biz büyüklerin şekillendirdiği bu dün­yanın daha yaşanabilir olması için gerekli ipuçlarını ve­riyor­sun. Ne diyelim, aslansın sen Süleyman!

 

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.