Yayınlanma Tarihi :

APTALLIK

APTALLIK

Bizim kuşağa sorsak yeni kuşak gençlerimiz öyle aptal ki, öyle vurdumduymaz ki, öyle cahil ki, öyle bilgisiz ki… Arkamızdan gelenler böyle olunca azizim bu ülke batar, diyorlar…
Bir genç kızımız “Çin seddi nerededir?” diye sorulan soruya yanlış yanıt vermiş.. Olabilir… Bu kadar kolay soru olmaz diye düşünmüş olabilir. Ya da aşırı heyecandan soğukkanlığını kaybetmiştir. Ya da ilgi çekmek istemiştir. Ya da vb.. Burada önemli olan böyle bir programın izlenme yüzdesi ile yarışmaya katılanların katılmakla neyi düşledikleri konusudur. Bu konunun irdelenmesi toplum mühendisliği açışından çok önemlidir. Sosyal medyada bir hareketinizle değerlendiriliyorsunuz. Yani burada linç kültürü o kadar diri tutuluyor ki… Sonra bir olay olduğunda çoğunluk alt alta oynuyor.  Kahramanlıkta korkaklıkta bu kadar kolay burada.. Aptallık ile akıllı olmak noktası da ona keza…
Bizim kuşak öyle şeyleri ezberledi ki sınıf geçebilmek için… Sonra hayatın içinde o ezberlenmiş ve kilitlenmiş kafa ile görev alanlarında hizmet ürettiler.. Sorsan hepsi ülkeye müthiş hizmetler etmiş… Yanlışı yapan kim, diye sorsan… O der..  O kim desen yanıt yoktur… O okulları o yıllarda bitiremeyenler ticaret içinde parayı ve siyaseti kontrol ederek güçlendiler ve kentleri ve ülkeyi yönetmeye başladılar.
İnsanı diğer insanlardan ayıran en önemli özelliği düşünebilmesi ve soru sorması ile sorgulamasıdır. Sorgulayan insanın özelliği şüphe içinde olmasıdır. Cevaplarının hazır olmamasıdır. Cevapları hazır olmayan insan ile cevapları hazır olan insanın mücadelesidir, günümüzde yaşadıklarımız…
Köy Enstitüleri üzerinden konuya bir açıklık getireyim.  Köy Enstitüleri konusuyla bazen yatıp kalkıyoruz. Oysa sormamız gerekiyor. İlkokul üçüncü sınıfı bitiren çocukların en iyileri seçilerek bu okullara alındılar. Alınmayan çocuk yüzdesi ise %77 diydi. Onlara ne oldu…  Onlara o günkü devlet düzeni ne gibi seçenek sundu. Sunabildi mi? Köyüne kazanamadan dönen çocuk o günler de ne acılar çekti bunu düşündük mü? ve onun arkasından konuşanların etkisi hiç araştırıldı mı? Niye insanımız devletine bu kadar düşman ve kin dolu… Bunu hep geçiştirdik.  Bugün ne acıdır ki sosyal medya üzerinden yaptığımız budur. Kaba mastürbasyon yapıyoruz ve yapmayı da seviyoruz. O yüzde yetmişyedi kendini aptal diyerek köyüne gönderenlere tepki olarak düzene tepki gösterdi. Ve sonunda  diğerleriyle birleşerek, 14 Temmuz 1950’de beyaz devrim yaptı. Ancak beyaz devrimin canlılığı kısa sürdü. İktidar hırsı demokrasi kültürüne karşı çıkınca destek olanların tamamı tasfiye edildi.
Atatürk bu devleti kurdu. Kurduğu bu devletin yaşayabilmesi için bu devletin bir ideolojisi olmalıydı. Onu da yaptı. Ancak bu devleti ve ideolojiyi savunacak genç insana çok ihtiyacı vardı. O da yoktu. Yaşam süresi elvermedi. O dönemi, o dönemin insanlarını ve sosyolojisini anlatan yazarlarımızın kitaplarını okumadan kalktık dünya klasiklerini önümüze koyup okuduk. Ne oldu. Aydınlanma ışığının yerelini göremediğimizden bizim için kurulan bu devleti yıkmaya çalıştık. Her aydınlanan, her derin nefes alan ilk önce bu devleti yıkmak istedi, ne oldu. Olan şuydu. Kendi akıllı çocuklarımızı yiyip bitirdik. Kala kala bizler kaldık. Şimdi de büyük bir şımarıklık içinde vay Harvardlı ilk soruda elendi vay aptal kız Çin seddinin yerini bilemedi var şu vay bu ayakları.. Yanlış olan bu çocukların oraya katılmasıdır. Yanlış olan bu programların izlenmesidir. Katıldığında kazanacağı para yanında böyle aptallıklar da olacaktır. Çünkü bu programları izleyenlerin çoğunluğu sorulan soruyu bildiğinde yarışmacının bilmemesi için içinden dua eder. Eder, çünkü bunu yarın anlatacaktır. Sorunda tam da buradadır. Konuşmayı unuttuk. Okumayı unuttuk. Düşünmeyi unuttuk. Rutinleştik. Aile kurumlarımız çöküyor. Özel şirketlerimiz çöküyor. Devlet zor nefes alıyor. İnsanımız zaten çöktü. Ama mutlu olmamız gerekiyor. Bunu da bu programlar sağlıyor. Çünkü bu aptallık çok insanı özünde mutlu ediyor. Öyle çürüme içindeyiz ki din ile bu sığındığımız yerden çıkarız diyenler ise dinin geldiği noktayı ve çürümeyi göremeyenler oluyor. İnsan bir şeyi nemalanma duygusuyla severse orada çıkar öne geçer. Dolayısıyla din de bu yozlaşmadan ve çürümeden payını alıyor. Düşünebiliyor musunuz.. Bir ilçemizde (Gebze) Allahın evi cami avlusunda yemek hayırı yapılıyor. Ve kimseyi rahatsız etmesin diye 52 kedi uyuşturucu iğnesiyle uyutuluyor. Yani bu hale gelmişken mutluluk kaynağımız bir kızımızın bir soruyu bilmemesi olabiliyor. Oysa akıllı insanlar çok iyi bilir ki aptallık ile zeka yan yana gider. Matematik tarihinin en büyük dahilerinden Carl Friedrich Gauss’a ait olduğu söylenen bu öyküyü dikkatlice okuyalım. 
Dünyaca ünlü matematikçi kedilere çok düşkündür. Kedilerinin çalışırken kendisini rahatsız etmemeleri için, marangoza mutfak kapısına hayvanların ittiklerinde iki yöne açılabilen kapaklar yapmasını ister. Marangoz büyük kedinin boyunu ölçer ve rahatça girip çıkabileceği bir kapak yapar.
Gauss bakar bakar ve
İyi olmuş da der, küçük kedi için kapak nerede?…
Nerede kalmıştık…
Aptallığımızı başkaları üzerinden görmemekte direnmemiz bizim aptal olmadığımızı göstermez.. Önemli olan aptallığımız değil bunu devamlılık haline getirmemizdir. Yoksa her insanın aptal hali vardır. İnsan onu yönetebiliyorsa sorun yoktur. Yönetemiyorsa zaten sorunda orada başlar… 
Kendinize sorunuz bu olsun…
Sevgi ve saygılarımla… V. Yılmaz

Kaynak : Vecdi YILMAZ

YORUM YAP