DOLAR31,0708% 0.17
EURO33,6790% -0.05
STERLIN39,4560% 0.03
FRANG35,2677% 0.06
ALTIN2.032,57% 0,77
BITCOIN1.627.2371.084

AHİ EVREN HACE NASİRÜD-DİN MAHMUD HOYİ ( NASREDDİN HOCA)

Yayınlanma Tarihi :
AHİ EVREN HACE NASİRÜD-DİN MAHMUD HOYİ ( NASREDDİN HOCA)

Kıymetli okurlarım , bugüne kadar çeşitli fıkraları ve hayatımıza şakaları ile renk katan Nasreddin Hoca üzerine bildiklerimiz ile keyifle güldük, bilgilendik.
Şimdi bu bilgilerimiz  aklımızın bir köşesinde  dursunlar.
Nasreddin Hocamızın o sevimli  fıkraları çocukluk anılarımızın arasında en güzel yerinde olsunlar.
Keyifle anmaktan mutlu olalım.
Ancakkk !..
Profesör Doktor Mikail Bayram , bilindik tüm ezberlerimizi belgelerle bozdu. Kanıtları üzerine sayfalarca kitaplar yazdı.
Ben bir süredir Prof. Dr. Mikail Bayram öğretenimizin ( SOSYAL ve SİYASİ BOYUTLARIYLA  AHİ EVREN- MEVLANA MÜCADELESİ ) kitabını okumaktayım. Okumak derken kitabın her köşesine aldığım kısa notlarla kitap deftere dönüştü.

Bu alışkanlık nerden mi kaldı ?
Anlatayım.
” MEB / Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığında 16 yıl Eğitim Uzmanı olarak görev yaptım. Kitap incelemek görevlerimizin en başında geliyordu.İncelediğimiz kitaplardaki hataların altını çizmek ve raporumuza yazmak zorundaydık. İşte ben o günden bu yana okuduğum her kitabın bir yerine bir şeyler yazar , notlar alırım. Torunlarıma mirasım olarak çizili kitaplarım kalacak. ”

Sayın Mikail Bayram öğretmenim , önce en kalbi  duygularımla sizi selamlarım. Onca kaynak elinizden geçmiş. Tarihimizin derinliklerinden muhteşem bir Hace Nasiruddin ile bizi buluşturdunuz. Bu konuyu öğrenmekte   çok geç kalmış bir eğitimci olarak, önce sizden , sonra da Hace Nasirüddin’den özür diliyorum.
Sizi okurlarımıza tanıtmaktan çok mutlu olduğumu buraya not edeyim.
Sağlık ve esenlikler dileyerek yeni yılınızı da kutluyorum.

***

Prof. Dr. Mikail BAYRAM

1940 yılında Van ili Saray ilçesinde doğdu. İlk orta tahsilini  Saray ve Van ilinde tamamladı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdi. 1968 yılında Konya Yüksek İslam Enstitüsüne  ( Bugünkü  Konya İlahiyat Fakültesi ) Fars Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyeliğine atandı. Çeşitli üniversitelerde Fars Dili ve Edebiyatı, Osmanlı Paleografyası ve İslam Tarihi dersleri okuttu. Bağdat Edebiyat  Fakültesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı üzerine ihtisas yaptı. Yüksek Lisans ve Doktora çalışmaları süresince Türkiye kütüphanelerinde bulunan el yazması eserler üzerinde araştırmalar ve incelemelerde bulundu. Özellikle İran Edebiyatı’nın  Anadolu’daki uzantısı üzerinde ihtisaslaştı. Türk Selçuklu döneminde Anadolu’daki dini- tasavvufi ve fikri hareketleri takip edip inceledi.

1975 yılında “Ahi Evren Şeyh Nasirüd-din Mahmud’un Hayatı , Çevresi ve Eserleri” adlı teziyle Doktorasını tamamladı.1980’de Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi olarak atandı. 1990 yılında Ortaçağ Tarih Doçenti, 1996 yılında Profesör oldu.
20 eseri ve 180 den fazla bilimsel makalesi yayınlanmıştır. Yurt içinde ve yurt dışında pek çok ulusal ve uluslararası bilimsel kongrelere katılmış , bildiriler sunmuştur.

ESERLERİ

1- Anadolu’da Telif Edilen İlk Eser:Keşfu’l- Akabe.
2-Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud ve Ahi Teşkilatının kuruluşu.
3-Fatma Bacı ve Bacıyan-i Rum/ Anadolu Bacıları Teşkilatı.
4-Fil Olayı’nın Mahiyeti ve Fil Suresi.
5- Şeyh Evhadü’d-din Hamid el-Kirmani ve Evhadiye Hareketi.
6- Tarihin Işığında Nasreddin Hoca ve Ahi Evren.
7- Ahi Evren ve Tasavvufi Düşüncenin Esasları.
8-Türkiye Selçuklular Üzerine Araştırmalar.
9-Destursuz Bağdan Üzüm Yiyenler.
10-Şeyh Evhadü’d-din-i Kirmani’nin Menakıb-namesi.
11-Selçuklular Zamanında Konya’da Dini ve Fikri Hareketler.
12-İbn Teymiye, Hüseyn b. Mansur el-Hallac, Tercüme ve Araştırma.
13- Ahi Evren ( Şeyh Nasirü!d-din Mahmud el – Hoyi),İmanın Boyutları ( Metali’ül-İman).
14-Sadru’ddin-i Konevi ( Hayatı ve Eserleri).
15-Danişmend Oğulları Devleti’nin Bilimsel ve Kültürel Mirası.
16-Saray Divanı.
17-Türkiye Selçukluları Üzerine Araştırmalar.
18-Hace Nasirü’d-din-i Tusi’nin Ahi Evren Hace Nasirü’d-din ile İlgisi.

ÖNSÖZ (Özet)
Kaynak : Prof Dr.Mikail Bayram (Sayfa 11. 12. 13 ,14,15)

Bazı fikir ve san’at adamları  da vardır ki; belli bir siyasi otoritenin himayesini kazanarak bu siyasi otoritenin gölgesinde şöhretin zirvesine yükselmiş oldukları görülür. Nice güçlü fikir ve san’at adamları da vardır ki, kendi dönemlerindeki siyasi otoriteye muhalif bir konumda olmalarından dolayı siyasi gücün hışmına maruz kalarak nam ve nişaneleri unutulmaya ve silinmeye mahkum olmuşlar, tarihin karanlıklarına terk edilmişlerdir.
Türkiye Selçukluları zamanında Moğolların Anadolu’yu işgal edip kendi çıkarlarına uyumlu bir yönetimi iktidara getirdikleri dönemde ( 1243 – 1335 yılları arası ) Ahi ve Türkmen çevrelerin Moğollara ve Moğol yanlısı iktidara karşı bir mücadele başlatıp sürdürmeleri, bu iktidarın onlar üzerinde ağır siyasi baskı ve şiddet uygulamalarına yol açmıştır.
Bu ağır zulüm , şiddet ve baskılarda pek çok Ahi ve Türkmen ileri gelenleri , fikir ve san!at erbabı kişiler öldürülmüşlerdir.
Ahi ve Türkmenlerin iş yerleri , kurdukları vakıflar , tekke ve zaviyeleri müsadereye tutulmuş, birçok Anadolu şehirlerinde katliamlar ve tehcir olayları meydana gelmiştir. Ahi Teşkilatı’nın baş mimarı , derici esnafının piri, devrin önde gelen fikir ve aksiyon adamı Ahi Evren Nasirü’d-din Mahmud da Kırşehir’de çevresindekilerle birlikte katliama uğramıştır. Öldürülmesinden sonra da talebeleri ve çevresindekiler üzerinde yaratılan sıkı takip ve ağır baskılar eserlerinin kaybolmasına , meçhul kalmasına sebep olmuştur. Selçuklular zamanında Anadolu’da Moğollara ve Moğol yanlısı iktidarlara karşı sürdürülen isyanlarda Ahi Evren Hace Nasirü’d-din bayrak isim olduğu için bu iktidarlar onun adını unutturmak ve izini silmek için özel bir gayret göstermişlerdir.
İlk defa  tarafımdan el- yazması eserler ihtiva eden kütüphaneler taranmak suretiyle Ahi Evren Şeyh Nasiru’d-din  veya Hace Nasirü’d-din’e ait 25 eserinin mevcut olduğu tespit edilmiştir. Eserlerinin tetkikinden onun güçlü bir fikir adamı ve feylesof bir kişi olduğu anlaşılmış bulunmaktadır. Bu çalışmalarımız sonucunda asıl adı ” Hace Nasirü’d-din Mahmud olup daha çok menkavebi  adı olan Ahi Evren diye tanınan şahsın etrafındaki esrar perdesi kalkmış durumdadır. Bu şahsın Latifelerin ( şakaların) sahibi Nasreddin Hoca ile aynı kişi olduğunun belirlenmesi onun etrafındaki esrar perdesinin aralanmasına da vesile olmaktadır.
Anadolu Selçuklular devrinin en güçlü şair ve mutasavvıfı Mevlana Celalü’d-din-i Rumi , meşhur eseri ” Mesnevi” sinin altıncı cildinin başında ( ilk 273 beyt ) Hüsamü’d-din Çelebi’ye hitaben kendisine muhalif ve kendisiyle savaş halinde olanlarla mücadele etmek amacıyla yazmaya başladığını , sonunda başarıya ulaştığını, düşmanlarının mağlup ve zelil olduklarını bu yüzden ” Mesnevi”nin 6.Cild ile sona ereceğini bildirmektedir.”Mesnevi” incelendiği zaman görülmektedir ki gerçekten de Mevlana çevresinde birileri ile mücadele ve savaş halinde imiş ve kendisine şiddetle muhalif bir çevre bulunmaktaymış.” Dİivan-i Kebir “inde de birilerine hicviye niteliğinde onlarca şiiri bulunmaktadır.Ünlü Mevlevi yazar Ahmed Eflaki bu muhalifleri kısmen tanıtmaktadır. Fakat Mevlana’ya muhalif olanlar arasında biri vardır ki, Mevlana onu kendisinin baş düşmanı olarak görmektedir. Bu baş düşmanını “Mesnevi”de hiç adıyla anmamıştır. Onu Debbağ (derici ), Mar-gir ( yılancı ) Hace ( Hoca ), Danişmend ( Bilge Kişi ), Lala ( Şeh-zade muallimi ), Nasuh ( Nasihatcı ), Ahi ( Feta ) gibi meslek bildiren sözlerle ve daha çok da Cuha ( Hocacık ), İblis ( Şeytan ), Muhannes ( Eşcinsel ), Pelid ( Çirkef ), Mar ve Ejder ( yılan), Kundeh ( Pes-Paye ), Bed-huy ( Kötü huylu ), Köse ve Hadım gibi aşağılayıcı , tahkir ve tezyif edici sözlerle anmıştır.

Mevlana , ” Divan-ı Kebir” de de bu muhalifini aynı söz ve ifadelerle 20’den fazla şiirde insaf ölçülerini aşarak ağır şekilde hicvetmiş ve ağır hakaretlerde bulunmuştur. Yalnız bir şiirde onun ismini  “Nasirü’d-din” olarak zikretmiştir. Bu muhalifini tezyif ve tahkir ederken onun hayat hikayesi hakkında önemli bilgiler de vermiştir.
İşte Mevlana ve yakınlarının bunca kötü sıfatlarla ve hakaretlerle andıkları bu zatın , Türk Kültür ve Medeniyetinde çok üstün bir yeri bulunan Ahi Teşkilatı’nın kurucusu Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud ve Türk Mizah Edebiyatı’nın piri “Latifelerin ” sahibi Nasirü’d-din Hoca olduğunu tespit etmiş bulunuyorum.
Bundan önce “Tarihin Işığında Nasreddin Hoca ve Ahi Evren”  ( İstanbul 2001 ) adlı bir eser yayınlayarak  Ahi Evren ile Nasreddin Hoca’nın aynı kişi olduklarını ve zaman içinde iki ayrı çevrede iki ayrı isim ile şöhret bulduğunu gösterdim. Bu çalışmamda Anadolu Selçukluları devrinin iki ünlü fikir adamı Mevlana Celalü’d-din Rumi ve çevresi ile Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud ve çevresi arasında cereyan eden mücadele bütün detayları , siyasi , dini, ve fikri boyutları ile ele alınacaktır. Bu mücadelenin yaşandığı siyasi , sosyal ve kültürel ortam tasvir edilirken Türkiye Selçukluları döneminin bir çok sosyal , siyasi, kültürel meselelerine de ışık tutulmuş olacaktır. Ayrıca bu mücadelenin o dönemde ne gibi sosyal ve siyasi olayların doğmasına sebep olduğu ve sonraki asırlardaki etkileri gösterilecektir.

Prof.Dr. MİKAİL BAYRAM.
Konya- 2007.

***

KİTAPTAN ÖNEMLİ NOTLAR.

Hace Nasirü’d-din Mahmud Azerbaycan Hoy kasabasında doğdu.
Anadolu’ya gelişi 601 ( 1204 )
Doğumu 566 ( 1171 )
Ölümü 659 ( 1261 )

Sayfa :43

Türkiye Selçukluları döneminin bu çok değerli ve velut ilim ve fikir adamı genel olarak eserlerinde adını anmamayı tercih etmiştir. Bu tutum ve uygulaması onun ” melamet” anlayışından kaynaklanmış görünüyor. Bilindiği gibi Melamilikte kişinin başarılarını, iyiliklerini gizli tutması ve teveccuh-i nasdan kaçınması esastır. Ahi Evren de Melamet felsefesine gönül vermiş biri olarak kendini eserlerinin yazarı olarak görmemektedir. Nitekim ” Tabsıra” adlı eserinin girişinde bu anlayışını açık olarak ifade etmektedir.

***

Sayfa :46

Hacı Bektaş “Velayet – name” sinde Ahi Evren’in Kayseri’de bir debbağ ( dericililk ) atölyesi kurduğunu bildirmektedir.
Derici dükkanının alt kısmında yılan beslediği , şifacılıkta yılan zehirini kullandığını öğreniyoruz.
Prof Dr. Mikail Bayram:” Zaten eserleri onun büyük bir filozof olduğunu göstermektedir. Büyük bir bilgin diyar-ı Rum’da tutuklanmıştı derken kendini kastetmektedir. Ahi Evren’in doktor olduğunu da bilmekteyiz.”Lataif-i giyasiye” de tıbbi konulara geniş yer vermiş ve burada “İlmü’t teşrih” ( Anatomi ilmi ) adında bir eserinden bahsetmekte ve bu eserine göndermelerde bulunmuştur. Yukarıda belirtildiği üzere devrinde iki ünlü doktor – muhtemelen talebeleri- ondan övgü ile bahsetmişlerdir. Bütün bunlar onun doktor olduğunu göstermektedir.”

***

Sayfa :49

Ahi Evren Hace Nasirü’din’in çocukluğu ve ilk tahsil devresi memleketi olan Azerbaycan’da geçse bile gençliğinde Horasan ve Maveraünnehir’e  giderek o yöredeki büyük üstadlardan ders aldığı muhakkaktır. En çok da ünlü Eşari kelamcı, Herat Kadısı Fahru’d-din Razi’den ( 606 / 1209 ) yararlanmıştır. Ahi Evren Bağdat’ta iken Fütüvvet Teşkilatı’nın ileri gelen şeyhleri ile münasebette bulunduğu gibi, başta Kirmani olmak üzere birçok üstadlardan yararlanmıştır.

Sayfa:51

Hocası Evhadü’d-din ile birlikte Kayseri’ye yerleşen Ahi Evren ilk olarak burada Ahi Teşkilatını kurdu. Bu konuda devletin himaye ve desteği ile sanatkarların sanatlarını icra etmeleri için bir sanayi sitesi inşa edilmiştir. Debbağ ( derici) olan Ahi Evren , bütün sanatkarların lideri olarak bu sanayi sitesinde hizmet vermekteydi. Bu yüzden tarih boyunca Debbağların Piri ve 32 çeşit sanatkarın lideri olarak kabul edilmiştir.

Sayfa :52

1. İzzu’d-din Keykavus zamanında (1211-1220) Kayseri’deki yöneticilerle Türkmen ve Ahiler arasında mahiyetini tam olarak bilemediğimiz bir sürtüşme yaşanmaktaydı. Fakat gelişen olaylardan bu yöneticilerin 1. Alaü’d-din Keykubad’a muhalif olan bir kısım devlet ileri gelenleri olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Alaü’d-din Keykubad tahta geçtikten bir süre sonra Ahiler üzerindeki baskılarını arttırdılar. Ahilerin mallarını müsadereye koyuldular. Ehvadü’d-din-i Kirmani’nin Kayseri’den yazdığı mektup ile bu uygulamadan haberdar olan Sultan Alaü’d-din Kayseri’ye giderek Türkmen ve Ahiler lehine köklü bir tasfiyeyi gerçekleştirdi. Sultan 1. Alaü’d-din Keykubad’ın Ahi Teşkilatını himaye etmesi sonucu Ahilik bütün Anadolu’ya yayıldı. Ahi Evren’in ünü teşkilatla birlikte Anadolu’ya yayılmaktaydı. Bu sırada Ahi Evren , Kirmani’nin kızı Fatma Hatun ile evli bulunuyordu.
Fatma Hatun , Bektaşiler arasında “Kadın Ana” , “Kadıncık Ana” diye tanınmıştır. Ahi Evren , Kayseri’de bulunduğu sırada eşi Fatma Hatun vasıtası ile ” Bacıyani-i Rum” ( Anadolu Bacıları) teşkilatını kurdu.

Sayfa: 53

Ahilerin en büyük hamisi olan Sultan 1. Alaü’d-din Keykubad, oğlu II. Giyasü’d-din Keyhüsrev’in düzenlediği suikast sonucu öldürüldü. (634-1237) Bu sultan ve veziri Sa’dü’d-din Köpek , Ahi ve Türkmen çevrelere cephe aldılar.Ancak bir süre sonra bu Sa’dü’d-din Köpek’in , sultana suikast planladığı ortaya çıktı.Sultan kendisine suikast planlayan Sa’dü’d-din Köpek’i öldürttükten sonra (637-1240) Ahi ve Türkmenleri de iktidarına karşı oldukları gerekçesiyle cezalandırmaya kalktı. Ahi Evren ile birlikte pek çok Ahi ileri gelenleri tutuklandılar. Baba İlyas-ı Horasani’nin de bu sırada tutuklandığını, bazı müritlerinin öldürüldüğünü Elvan Çelebi’nin (760-1359) ” Menakıbü’l- kudsiye”sinden öğrenmekteyiz. Bu olaylar Ahi ve Türkmen çevrelerin devlete karşı ayaklanmalarına ( Babailer İsyanı) yol açtı.

Tam bu sırada Baycu komutasındaki Moğol Ordusu , Anadolu’ya girdi.Sultan II. Gıyasü’d-din’in toplandığı 80 bin kişilik bir ordu Kösedağ mevkiinde Moğol Ordusu karşısında ağır bir yenilgiye uğradı.(1243). Anadolu’da ilerlemeye devam eden Moğol Ordusu, Tokat ve Sivas’ı savaş yapmadan teslim aldılar ve bu iki mamur şehri yağmaladılar. Fakat Kayseri’de karşılarında Ahileri buldular. Ahiler  15 gün şehri kahramanca savundular. Burada Ahiler Kayseri Subaşısı Ermeni asıllı (Muhtedi) Hacok oğlu Hüsamü’d-din’in ihanetine uğradılar. Onun rehberliğinde şehre girmeyi başaran Moğollar, büyük bir tahribat ve katliam gerçekleştirdiler.

Sayfa:54

Pek çok Ahi^yi katlettiler. Ahilere ait ev ve iş yerlerini yakıp, yıkıp yağmaladılar. On binlerce Ahi ve Bacı’yı esir edip götürdüler.(1243).
Ahi Evren Konya’da tutuklu bulunuyordu. Fakat eşi Fatma Bacı Moğollar’a esir düştü.
II. Giyasü’d-din Keyhüsrev’in ölümünden sonra (642- 1245) saltanat naibliğine getirilen Celalü’d-din Karatay genel af  kanunu çıkararak Ahi ve Türkmen ileri gelenlerini serbest bıraktı. Bu af yasası ile beş seneden beri tutuklu bulunan Ahi Evren de serbest bırakıldı.
Hapisten çıktıktan  hemen sonra  kırgınlığının ifadesi olarak Ahi Evren’in Denizli’ye gittiği anlaşılmaktadır.
Denizli’den Konya’ya döndükten sonra II. İzzü’d-din Keykavus tarafından vezirliğe getirilmiştir. Bir buçuk sene kadar makamda bulunmuştur. Vezir olduğu dönemde  Mevlana’nın hocası Şems-i Tebrizi öldürüldü.

Sayfa :55

Şems-i Tebrizi’nin Ahi Evren ve çevresindekiler tarafından öldürülmesi çok ciddi ve öenmli sebeplere dayanmaktadır. Şüphesiz Şems’in Ahiler tarafından öldürülmesi Mevlana ve Ahiler arasındaki gerginliği had safhaya ulaştırmıştır.
Şems’in öldürülmesi olayına karışan Mevlana’nın oğlu Alaü’d-din Çelebi’nin de Ahi Evren ile Kırşehir’de öldürülmeleri ayrı bir bölümde ele alınacaktır.

Sayfa:59

Bu ümeran 15 seneden beri Moğollar elinde esir bulunan Ahi Evren’in eşi Fatma Hatun’u da esaretten kurtarıp Anadolu’ya getirmişler ve onu Kırşehir’de bulunan ve orada bir kulübede yaşayan kocasının yani Ahi Evren Hace Nasirü’d-din’in yanına göndermişler.
Ahi Evren’in eşi Fatma , Bacıyani Rumi ( Anadolu Bacıları ) örgütü lideridir.

BİZİM  BİLDİĞİMİZ NASREDDİN HOCAMIZ.

Yıl 1984 Diyarbakır..
Çocuklarım Diyarbakır Temmuz’unda  oyun oynamak için güneşin yakıcı sıcağının geçmesini beklerlerdi. Diyarbakır stadyumunun tam karşısındaki koca bahçesi olan bir evde oturuyordum. Okulun tatile girmesiyle ,  tüm gün evin içinde onları ancak kitaplarla avutabiliyordum.   Üç evladıma kitap okuma alışkanlığını kazandırmış olmaktan keyifliydim.. O dönemde İstanbul kitapçıları Diyarbakır’a kocaman minibüslerle kitap satmaya   okuluma kadar gelirlerdi. Çocuklar için düzenlenmiş 100 kitaplık Dünya Klasikleri serisini alırken dikkatimi çekmişti.” Nasreddin Hoca İngilizce Öğreniyor”. Altı kitaptan oluşan bir takım ve klasik teyp kasetlerini aldım. Evin içinde şenlik başladı. Nasreddin Hoca, bildiğimiz fıkralarını  İngilizce anlatıyor. Çocuklarım Nasreddin Hoca ile birlikte İngilizce öğreniyor. Kitaplar kuşe kağıda basılı.
O kitapları daha sonra öğretmen olan kızım Yozgat / Aydıncık ilçesinde İngilizce  öğretmenliği sırasında  kullandı. Kitaplar okulunda armağanı olarak kaldı.
Çocuklarıma öğretmenlik yapan Nasreddin Hocamızı uzun çalışmalar ve emeklerle yazılan bu kitaptan öğrenmek beni o günlere götürdü..
Ona  olan sevgimiz sürüyor.
Keşke günümüzde yaşamış olsaydı diye düşünüyorum.
Bize unutturulmak istenilen Nasreddin Hocamızı yakından tanıma şansımız olurdu.  Bu düşüncenin oluşmasında tarihimizin değerlerinin bizlerden saklanmasının istenmiş olmasıdır. Döneminin bilgesi , doktoru , halkının yaşamında önemli kuruluşlardan Ahi teşkilatını kurmuş olmasından korkanlar, kısacası aydınlanmanın öncüsü olarak onun  var olması bazılarının çok canını sıkmıştır!.
Kıymetli , Prof. Dr. Mikail BAYRAM Öğretenimiz , uzun araştırmalar sonunda bu kitabınızı iyi ki  yazmışsınız. Kendimi bu konuda artık şanslı hissediyorum.

KARDAN ADAM NASREDDİN HOCA.

Yüzlerce yıldır, Türk Kültürü içerisinde fıkraları ile  yaşayan bizim Nasreddin Hocamız bu fotoğrafta eşeğine ters binmiş.
Bizim bildiğimiz bir fıkrasını kardan adam yapan , Anadolu Türk Kültürünün çok özel bir anlatımı bence.
Bizlerin yüzüne bir küçücük gülümseme konduran bu kardan adamı, Nasreddin Hocamızın dönemini , Prof. Dr. Mikail BAYRAM , öğretenimizin kitabını rehber edinip siz okurlarıma kısaca anlatmaya çalıştım. Çocuklarınıza ve torunlarınıza bu kitabı yeni yıl armağanı olarak alırsanız , benim gibi bu konuda cahillik çekmezler.
Kaz Dağlarının eteklerinden Ahi Evren ve  Anadolu Bacılarına (Bacıyani Rumilere) bin selam olsun.

 

YORUM YAP